19 Mayıs 2021 Çarşamba

KUDÜS'ÜN FATİHİ SELAHADDİN

     Arkadaşlar malumunuz İsrail-Filistin konusu bir kez daha günümüzde alevlendi. Zaten her sene bu durum artık tekrarlanır hale geldi. Böyle çirkin olaylar sürekli tekrarlanırken bizim elimizden dua etmekten başka ne yazık ki bir şey de gelmiyor. Bir önceki yazımda da söylediğim gibi yeni Selahaddin Eyyubi lerin gelmesi lazım demiştim. Müslümanların kendi içerisinde tek bir güruh olarak hareket etmesi lazım. İşte tüm bilinmeyenleri ile  Kudüs'ün Fatihi Selahaddin Eyyubi.


    Selahaddin Eyyubi'nin soyu Hezbani Kürtlerinin Revvadi koluna dayanmaktadır. Ve Sünni bir kişidir. Soyunda Eyyubi'nin Tebriz'de valilik yapan ataları mevcuttur. Kürtlüğü ile ilgili çeşitli kaynaklarda bu durum tartışılsa da İlber Ortaylı gibi büyük tarih üstadları Kürt prensi olduğunu doğrulamaktadır. Babası Necmeddin, Türk valisi İmaeddin Zengi'nin yanında çalışmakta, dedesi Şadi ise Şam valisi Bihruz ile arkadaşlık yapmaktadır. Selahaddin'in annesinin soyu ise Selçuklulu bir emirin kızkardeşliğine dayanmaktadır. Dedesi sayesinde babası Tikrit Kumandanı olur. Tikrit, Bağdat'ın 150km kuzeyinde bir şehirdir. Selahaddin'in amcası Şirkuh ve babasının, Bihruz'la aralarında çıkan bir sorundan dolayı İmaeddin Zengi'nin yanına girmişlerdir.

Dar-ul Hadis(Okuduğu Üniversite)

    Selahaddin, Baalbek ve Şam'da büyür ve iyi bir eğitim alır. Sadece askeri değil, dini eğitime, matematiğe, mantığa, sosyolojiye, tarihe,  geometriye, astronomiye, felsefeye, aritmetiğe de merakı vardır. Arapça, Farsça, Kürtçe ve Türkçe konuşabiliyordur.


Şirkuh Heykeli

    Fatımi halifesinin yanında bir çok savaşa girer. Amcası Şirkuh ile birlikte çok başarılar elde eder. Haçlı Komutanı Kayseryalı Hugh u esir almaları da bu başarılardan biridir. Başarıları neticesinde halife tarafından amcası Şirkuh ve kendisine kale, para ve askeri yardım yapılmıştır ve verilen kaleyi sonuna kadar savunmuşlardır.

Nureddin Mahmud Zengi

    1.Haçlı Seferi sonunda kurulan Kudüs krallığı gözünü Mısır'a diker. Bu dönemde Mısır'da iç karışıklık hakimdir. Vezir Şaver, Nureddin Mahmud Zengi ile bir anlaşma yapar. Yardımın kabulü için Nureddin oraya Şirkuh ve Selahaddin'i görevlendirir. İç karışıklığı çözen Şaver, Nureddin'e ihtiyacının olmadığını düşünerek Haçlı'larla birlikte hareket eder. Bunun neticesinde Selahaddin, Şirkuh ve Nureddin büyük bir başarı elde ederek Şaver ve Haçlı donanmasını defederler. Ama aradan geçen kısa sürede Nureddin ve Şirkuh, Mısır'ın fethinin kolay olacağını anlamış ve tekrar sefere çıkmışlardır. Tabi gene Selahaddin'de amcası Şirkuh'la beraberdir. Şaver gene Haçlı'lardan yardım ister.Selahaddin'in ordusu kendilerinden 15 misli büyük bir ordu ile savaşarak zafer kazanmayı başarırlar. Bu savaşta Selahaddin, İskenderiye'yi de ele geçirir. Ama sadece ele geçirdiği kalede 100 tane adamıyla kalan Selahaddin sulh yapmak zorunda kalır. İçerden 100 kişinin çıktığını gören Haçlı'lar şok içinde kalırlar. Selahaddin'e olan hayranlığı Hristiyanların işte o anda artmaya başlar.

Selahaddin'in Mısır'daki Savaşları

    Aradan geçen sürede Kudüs krallığı, Fatımilerin zayıf olduğunu görerek Kahire'ye girerler. Fatımi Halifesi'de Nureddin'den yardım ister. Şirkuh ve Selahaddin, Kahire üzerine tekrar sefer düzenler. Bunu duyan Kudüs Krallığı ordusu kaçar. Şaver ise olanlardan artık sıkıldığından dolayı, Şirkuh ve Selahaddin başta olmak üzere hepsini bir yemeğe davet ederek ortadan kaldırmayı planlar. Ama onun bu planı suya düşer çünkü haber tüm Fatımi ve Nureddin'in taraflarınca duyulur. Bunun üzerine Şaver'i ziyarete çağıran Selahaddin onun atından inmesini bile beklemeden atından düşürür. Daha sonra Şaver, Fatımi halifesi tarafından idam ettirilir. Fatımi veziri bu olay ardından amca Şirkuh olur ama o yalnızca 2 ay daha yaşayabilmiştir.

    Aradan geçen sürede Şii olan Fatımiler'in dönemi bitmiş ve Sünni olan Eyyubi ler söz sahibi olmuştur. Artık Müslümanlıkta tek halifeli bir döneme geçilmiş olup, bu halifede Selahaddin Eyyubi olmuştur. Bu dönemde Nureddin ölür ve onun dul eşi İsmedüddin Hatun'la Selahaddin evlenirler.


    1177'de Eyyubiler ile Kudüs krallığı arasında yani cüzzam hastası olan 16 yaşındaki 4.Baudouin ile Selahaddin arasındaki Montgisard Savaşı'nı Kudüs Krallığı kazanmıştır.

    

Alman Kralının Boğuluşu resmi

Selahaddin, Lüzinyalı Guy ve ordusunu aradan geçen 10 sene sonrasında 1187'de Filistin yakınlarında bulunan Hıttın'e kadar kovalar. Çok önceden su kuyularını tutan Selahaddin, Guy'un ordusunu susuz bırakır. En sonunda pes eden Guy ve ordusu Selahaddin'in karşısına çıkarlar ve savaşı kaybederler. 1187'de tüm dinlerde kutsal olarak geçen o toprak Kudüs artık müslümanlarındır. Papa Kudüs'ün kaybı sonrası bu acıya dayanamayarak ölür. Aradan geçen 2 yıl sonrasında papa 8.Gregerius çağrısıyla Hristiyanların büyük ülkeri Kudüs'ü tekrar kazanmak üzere sefere çıkarlar. Alman komutanı Barbarossa Silifke'de boğularak ölür. Fransız ve İngilizlerde Selahaddin Eyyubi'yi yenemeyerek geri dönerler. İngiliz Kralı ünlü gaddar Arslan Yürekli 1.Richard idi. Savaşta şöyle bir sahne yaşanmıştı. İki tarafta da savaş esirleri vardı ve bu sahnede iki önemli kral karşı karşıya geldiler. Selahaddin ve Richard. Haçlıların komutanı olan I. Richard esirleri yüksek fidye almadan bırakmak istememekteydi. Selahaddin'in bu bonkör hareketiyle fidyeyi vermeyeceğini anlamış oldu. Richard acımasız tabiatını açığa vurarak 2.700 kadar savunucu erkek askeri ve yaklaşık 300 kadar kadın ve çocuğu birbirlerine iple bağlanmış bir şekilde kale kapısı önüne Selahaddin'in uzaktan görebileceği bir mevkiye getirtti. Onları Hristiyan Haçlı şövalyelerin "merhametine" bıraktı ve onlar da ellerinde bulunan her türlü kılıç, mızrak ve hatta büyük taş gibi silahlarla esirlerin üzerine üşüşüp tek birini sağ bırakmadan hepsini öldürdüler. Buna karşılık Selahaddin esir tuttuğu Hristiyanları öldürerek karşılık verdi. Bu dönemde ikinci ilginç bilgi de Kral Montferat'lı Conrad'ın Haşhaşilerce öldürülmesi olayıdır. Bu olayla ilgili hatta Haçlılar tarafında iç karışıklık çıkmış, Conrad'ın Richard tarafından öldürülttüğü dedikoduları çıkmıştır. Savaş sonrası Selahaddin'in özel kalemi olan ve hayatını yazan İbni Şeddad 'a göre Selahaddin : ''Kendime ne olacağını bilmediğim için bir barış yapmaktan korkmaktayım. Onlara bu arazileri bıraktığımız için düşmanlarımız büyüyüp güçleneceklerdir. Daha önce terk etmiş oldukları arazileri tekrar ellerine geçirmek için geri geleceklerdir. Onların her birinin kendi tepesi üzerinde (kaleleri içinde) korunup sarınmış ve buralardan 'ben burada kalacağım' diye fikirlerini ilan edeceklerini ve Müslümanların da bundan harap olacaklarını görmeyi bekliyorum.'' demiştir. Dediği gibi de olmuştur.

Kudüs Fatihi Selahaddin


    Arslan Yürekli Richard'a ne oldu derseniz; tatar yayıyla atılan bir ok ile eğitim esnasından vücuduna okun girmesi neticesinde kangren olarak çok erken bir yaşta, 41 yaşında öldü. Selahaddin Eyyubi ise sarıhumma denilen hastalık yüzünden 66 yaşında öldü.17 oğlu ve 1 kızı vardır.

Selahaddin'in Şam'daki Mezarı

11 Mayıs 2021 Salı

Filistin-İsrail Konusu ve Mescid-i Aksa

     Malumunuz günümüzde Mescit-i Aksa da yaşananlar ortada. Bende bu durumun arka planını sizlere anlatmak istedim. İsrail-Filistin durumu nerelerden bugünkü haline geldi? Türkiye'nin bu duruma karşı tutumu nedir? İsrail'le ve Filistin ile Türkiye arası nasıldır? Mescid-i Aksa nın tarihi ve Müslümanlık için önemi?


Selahaddin Eyyubi minberi
    İlk önce Mescid-i Aksa dan biraz bahsetmek istiyorum. Malumunuz Müslümanların ilk kıblesi Mescid-i Aksa. İçerisinde Kıble Mescidi, Kubbetüs Sahra da dahil olmak üzere yüzlerce önemli yapı ve eser var. Geçmişte Süleyman Tapınağı, günümüzde sadece Ağlama Duvarı diye bilinen bir duvar da bu yapının içerisindedir. Mescid-i Aksa, Mescid-i Nebevi ve Mescid-i Haram dinimiz için en kıymetli Mescitler olup, üç harem bölgesi Harem-i Şerif adını da alırlar. Peygamber efendimiz(sav) ın miraç hadisesi de gene burada gerçekleşmiştir. Hz İbrahim ve oğulları burada namaz kılmışlardır. Bu topraklarda Hz İsa, Hz Süleyman, Hz Musa da görmüş ve yaşamışlardır. 16 ay boyunca bize kıble olmuştur. Yine peygamberimiz tüm geçmiş peygamberlere burada namaz kıldırır ve peygamberlerin peygamberi olduğu burada bir kez daha kanıtlanır. Kıble Mescidini Hz Ömer içeriye diktirdi. Abdulmelik oğlu Mervan buraya Kubbetus Sahra yı inşa ettirdi. Önce depremler sonra savaşlar bu mübarek alana çok zararlar verdi. Haçlıların eline geçti. Bu yıllarda tapınak şövalyelerinin toplanma yerleri oldu.1187 de büyük komutan Selahaddin Eyyubi tekrar burayı almayı başardı. Buraya minberde koydurdu. Günümüze kadar birçok tarihte deprem ve tadilat işlemi görmüştür ve bugünkü halini en nihayetinde almıştır. Hatta Rohan isimli bir deli Mescid-i Aksa nın minber, Kıble Mescidi kirişini de yakmıştır.15 Ocak 1988'de Siyonist güçler, Mescid-i Aksa önünde gösteri yapanlara ateş açmış ve sonrasında Mescid-i Aksa'da namaz kılan 40 kişinin ölümüne neden olmuştur.8 Ekim 1990'da, iddia edilen Üçüncü Tapınağın temel taşını yerleştirme amacındaki radikal bir grup yahudinin Mescid-i Aksa'yı "Tapınak Tepesi" ilan etmesini protesto eden 22 Filistinli, İsrail polisi tarafından öldürülmüş, 100'den fazlası ise yaralanmıştır.8 Ekim 1990 tarihinde Mescid-i Aksa'ya yönelik saldırıda 30 Filistinli hayatını kaybetti, 800'e yakını yaralandı. Mescid-i Aksa resmen Ürdün Evkaf Bakanlığı yönetimi altındadır. Ama İsrail Devleti Kudüs'ü ilhak ettiğini iddia ettiği için efektif yönetim İsrail devleti otoritesi tarafından yapılmaktadır.

    Şimdi gelelim Filistin ve İsrail olayına. Olay taaa 1897 lere kadar dayanıyor. Evet yeni bir olay değil.1897 de İsrail Birinci Siyonist Kongresi yaparak ardından da 1917 Balfour Deklarasyonu yaparak Filistin'de Yahudi vatanına ilişkin ortaya attığı düşünce ortamı geriyor. Aşağıda da göreceğiniz üzere o tarihlerde İsrail'in toprağı yok denecek kadar az, ayrıca nüfusu da az.

    İngilizler bu dönemde İsrail'in bu topraklarda Yahudilerin de yaşayabileceği bir toprak yaşamasını istedi.1947 Birleşmiş Milletler Filistin Bölme Planı ve daha geniş Arap-İsrail çatışmasının başlangıcı olan 1947-1949 Filistin savaşıyla sonuçlandı.

Altı Gün Savaşında Mescid-i Aksa
     1967 de bunun ardından İsrail ile Arap İttifakı bir savaş yapmıştır. Savaş altı gün sürdüğü için savaşa Altı Gün Savaşı denilmiştir. Arap İttifakı'na Irak, Suudi Arabistan, Sudan, Tunus, Fas ve Cezayir de asker ve silah yardımıyla katılmışlardır. Bu savaş neticesinde ülkemiz Türkiye, İsrail'in 1967'de Mısır'a ani saldırısıyla başlayan ve Doğu Kudüs'ü, Batı Şeria'yı, Sina Yarımadasını ve Suriye'deki Golan Tepeleri'ni işgal ettiği Altı Gün Savaşları'nda, Arap ülkelerinden yana tutum aldı. İsrail'in Golan ve Kudüs dahil işgal ettiği yerlerden çekilmesini istedi. İsrail'in Golan tepelerinde elde ettiği nihai zaferin ertesinde ateşkes imzalandı. Bu antlaşmada İsrail; Doğu Kudüs, Golan Tepeleri, Gazze Şeridi ve Sina Çölü'nü ele geçirdi. 68 bin 300 kilometrekarelik bir alanı, Ürdün, Suriye ve Mısır topraklarını işgal eden İsrail sınırlarını altı günde iki buçuk kat genişletmiş oldu. Birleşmiş Milletler kararlarına rağmen de İsrail bu toprakları elinde tutmaya devam ediyor. Bu savaşla ilgili neticesi ve savaşın İsrail ile alakalı olumlu sonuçlanmasının ardında tabi ki tahmininiz üzere arka planında ABD ve İngiltere'nin yardımlarının olduğunu söylememe gerek yoktur. Yoksa nasıl o kadar ülkeye tek küçük bir ülke baş edecek değil mi yani. ABD savaş gemisini İsrail'e yardım için göndermekten bile çekinmedi. Ama yine günümüzdeki gibi bütün iddiaları İngiltere ile birlikte reddettiler.

    1993-95 Oslo Anlaşmalarıyla iki devletli çözüme doğru ilerleme sağlandı, ancak bugün Filistinliler, Gazze Şeridi'nde ve Batı Şeria'daki 165 mıntıkada İsrail askeri işgaline maruz kalmaya devam etti.

    İki tarafta da nihai bir anlaşma hiçbir zaman olmadı denilebilir. Bu dönemler içinde Filistin tarafında sivil ölümleri de malumunuz çok fazla oldu. 

    Şu anda doğrudan müzakere yapan iki parti, Benjamin Netanyahu liderliğindeki İsrail hükümeti ve Mahmud Abbas başkanlığındaki Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ). Resmi müzakerelere Amerika Birleşik Devletleri, Rusya, Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletlerden oluşan özel bir elçi tarafından temsil edilen Ortadoğu Dörtlüsü (Dörtlü) olarak bilinen uluslararası bir birlik aracılık ediyordu. Arap Birliği, alternatif bir barış planı öneren bir diğer önemli aktör. Arap Ligi'nin kurucu üyesi Mısır, tarihsel olarak kilit bir katılımcı olmuştur. 1988'de Batı Şeria'daki iddiasından vazgeçen ve Kudüs'teki Müslüman kutsal türbelerinde özel bir role sahip olan Ürdün de önemli bir katılımcı oldu.

    2006'dan bu yana Filistin tarafı, iki büyük fraksiyon arasındaki çatışmalardan dolayı parçalandı:Geleneksel olarak baskın parti olan El Fetih ve Hamas. Hamas'ın 2006'daki seçim zaferinden sonra, Dörtlü, gelecekteki hükümetin şiddete başvurmama taahhüdüne, İsrail Devleti'nin tanınmasına ve önceki anlaşmaları kabul etmesine, Filistin Ulusal Otoritesine (PA) gelecekteki dış yardımı koşullandırdı. Hamas, Dörtlü'nün dış yardım programını askıya alması ve İsrailliler tarafından ekonomik yaptırımlar uygulanmasıyla sonuçlanan bu talepleri reddetti. Bir yıl sonra, Haziran 2007'de Hamas'ın Gazze Şeridi'ni ele geçirmesinin ardından, resmi olarak Filistin Yönetimi olarak tanınan bölge Batı Şeria'daki El Fetih ile Gazze Şeridi'ndeki Hamas arasında bölündü. Yönetişimin taraflar arasındaki bölünmesi, Filistin Yönetimi'nin iki partili yönetiminin etkili bir şekilde çökmesine neden olmuştu. Ancak 2014 yılında hem El Fetih hem de Hamas'tan oluşan Filistin Birlik Hükümeti kuruldu. Barış müzakerelerinin son turu Temmuz 2013'te başladı ve 2014'te askıya alındı. Hamas neredeyse tüm büyük ülkeler bir terör örgütü olarak görürken, El Fetih bu şekilde nitelendirilmez. Hamas ı AB ve ABD başta olmak üzere tüm güçlü ülkeler terör örgütü olarak kabul eder.1989 larda günümüze kadar birçok silahlı saldırı ve canlı bomba intihar eylemleri yapmışlardır.

    Sıra geldi ülkemiz bu dönemlerde neler yaptı sorusuna?

    1970'lerde ikili ilişkilere İsrail ile Türkiye arasında soğukluk hakim oldu. Mescid-i Aksa'nın 1969'da kundaklanmasının ardından 1975'te BM Genel Kurulu'nda "Siyonizmin bir tür ırkçılık olduğu" yönündeki karar tasarısına Ankara'nın destek vermesi ve Filistin Kurtuluş Örgütü'nü tanımasına İsrail'in tepkisi gösterdi.

    İkili ilişkiler, 1 Ocak 1980 itibariyle büyükelçilik seviyesine yükseltildi. 30 Temmuz 1980'de İsrail'in Doğu Kudüs'ü ilhak ve Kudüs'ü ebedi başkent ilan etmesi üzerine, Türkiye, Kudüs Konsolosluğunu kapatarak Tel Aviv'deki temsil seviyesini en alta indirdi.

    1986'da maslahatgüzar düzeyine çıkarılan ilişkiler, bir yıl sonra başlayan Filistin intifadası ve ardından Türkiye'nin 15 Kasım 1988'de bağımsızlığını ilan eden Filistin Devleti'ni tanıması ile durgunluk dönemine girdi. Diplomatik temsilin büyükelçilik seviyesine kavuşması 6 yıl sonra mümkün oldu.

    Türkiye'nin 1989'da, İsrail'in BM'de temsilini yasaklayan karar tasarısına ret oyu vermesi ilişkilerde yumuşama sürecini başlattı.

    Bu arada, Madrid Konferansıyla başlayan Ortadoğu Barış Süreciyle Arap-İsrail gerilimindeki tansiyon azalma eğilimine girdi. 1991'de Filistin ve İsrail, Ankara'daki temsilciliklerini büyükelçilik düzeyine yükseltti. Bunu Türkiye'nin Kudüs'teki başkonsolosluk faaliyetlerinin başlaması izledi.

    

    Taraflar 1994'te güvenlik, 1996'da askeri alanda eğitim ve işbirliği anlaşması imzaladı. Savunma sanayinde işbirliği ve serbest ticaret anlaşmalarının ardından Türkiye, İsrail ve ABD donanmaları 1998'de Akdeniz'de ortak tatbikat düzenledi.

    1990'larda Ortadoğu barış süreciyle gelen havanın da etkisiyle gelişen Türkiye-İsrail münasebetleri, dönemin başbakanı Ariel Şaron'un barış karşıtı radikalizmi nedeniyle bozuldu. 2000 yılında Mescid-i Aksa'ya provokatif bir ziyaret yapan Şaron, İkinci İntifada'nın başlamasına neden oldu. Şaron'un Filistinlilere karşı oldukça sert bir politika izlemesi, Türkiye ile ilişkilerini de bozdu.

    Beş yıl sonra ilişkilerin iyileştirilmesine yönelik adımlar atıldı. Dönemin Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ve Başbakan Erdoğan 4 ay arayla İsrail ve Filistin'i ziyaret etti. İsrail'in 12 Temmuz 2006'da Lübnan'a ve 27 Aralık 2008'de Gazze Şeridi'ne saldırması, Türkiye'den büyük tepki aldı.

    

Davos'da Erdoğan

2009 yılı başında Davos'ta düzenlenen Dünya Ekonomik Forumu'ndaki bir oturumda İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres'in Gazze saldırılarını meşrulaştıran sözleri ve diplomatik sınırları ihlal eden davranışı karşısında dönemin başbakanı Erdoğan, tepkisini gösterdi. Erdoğan'ın uluslararası kamuoyunda "one minute" çıkışı olarak hatırlanan tepkisi, Arap kamuoyu başta olmak üzere tüm dünyada yankı uyandırdı. Erdoğan, Peres'e "Sesinin benden çok yüksek çıkması bir suçluluk psikolojisinin gereğidir. Öldürmeye gelince siz öldürmeyi çok iyi bilirsiniz. Plajlardaki çocukları nasıl öldürdüğünüzü nasıl vurduğunuzu çok iyi biliyorum." sözleriyle verdiği karşılık ve "Davos benim için bitmiştir" diyerek oturumu terk etmesi, uzun süre gündemde kaldı.

    2009 sonbaharı ve 2010 başlarında İsrail'in Türkiye'de yayınlanan bazı dizilerde kendisine düşmanlık yapıldığı gerekçesiyle Dışişleri Bakanlığı'na çağrılan Türk Büyükelçisi'ni alçak koltukta oturtma nezaketsizliğinden ötürü iki ülke arasındaki tansiyon yeniden yükseldi.

Mavi Marmara Gemisi


    31 Mayıs 2010 tarihinde gerçekleşen Mavi Marmara katliamı ilişkilerdeki en büyük kırılma noktalarından oldu. İsrail, Gazze'ye yönelik ablukayı delmek üzere insani yardım götüren konvoya uluslararası sularda müdahale etti. Gemide 9 Türk vatandaşı katledildi. Ağır yaralanan 1 vatandaş da sonradan hayatını kaybetti.

    Türkiye, Tel Aviv Büyükelçisini geri çekerken, İsrail'den derhal özür dilemesini, kurbanların ailelerine tazminat ödemesini ve Gazze'deki ablukayı kaldırmasını istedi.

    İsrail'in adım atmaması üzerine Türkiye ilişkileri asgari seviyeye indirdi. Diplomatik temsili maslahatgüzar seviyesine düşürdü ve tüm askeri anlaşmaları askıya aldı.

Netanyahu ve Erdoğan


    İsrail Başbakanı Netanyahu, 22 Mart 2013'te Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ı telefonla aradı. Mavi Marmara katliamındaki can kayıpları ve yaralanmalardan ötürü İsrail adına Türk halkından özür diledi. Erdoğan, özrü Türk halkı adına kabul etti.

    Başbakan Binali Yıldırım, Türkiye-İsrail ikili ilişkilerinin normale dönmesi hakkındaki mutabakatı tarafların Roma'da sonuçlandırdığını duyurdu. Türkiye'nin tüm şartlarının kabul edildiğini açıklayan Yıldırım'ın verdiği bilgiye göre, mutabakatın İsrail kabinesi ile TBMM tarafından onaylanmasının ardından karşılıklı büyükelçiler atanacağını ve İsrail'in, Mavi Marmara şehitleri için ailelerine toplam 20 milyon dolar tazminat ödeyeceğini söyledi. Gazzelilerinde elektrik ve su ihtiyaçları konusunda gereken her türlü çalışma hızla yapılacağı belirtildi. Mutabakat çerçevesinde Türkiye, Gazze'ye insani yardım dahil sivil amaçlı malzemelerin girişini sağlayacağı ve altyapı yatırımlarını gerçekleştireceği belirtildi. Gazze halkının kullanımı için konutlar inşa ederek 200 yataklı Türkiye-Filistin Dostluk Hastanesinin iç donanımını yapacağını ve en kısa zamanda hizmete alınacağı belirtmişlerdi.

    Gelelim bugünkü olaylara(2021), Kudüs Günü öncelikle  İlk kez 1982 yılında İran İslam Devrimi lideri Ayetullah Ruhullah Humeyni tarafından Ramazan ayının son cuma günü Filistin'in bağımsız olması isteğine dikkat çekmek ve bu düşünce taraftarlarını desteklemek amacıyla düzenlendi ve Kudüs Günü olarak isimlendirildi. Bu tarihten bu yana her yıl İran, Pakistan, Endonezya, Bahreyn ve Lübnan’da, insanlar büyük bir yürüyüş yapıyorlar. Her yıl İbrani takvimine göre kutlanan Kudüs Günü'nde yüzlerce Yahudi ellerinde bayraklarla Müslümanlar için kutsal olan bu bölgeye yürüyerek sloganlar atıyor ve İsrail marşları söylüyor. Kısaca Yahudiler provokasyon yapmaya çalışıyor denilebilir.

    Cuma günü namaz kılmak üzere Mescid-i Aksa'ya giden on binlerce Filistinli, 10 Mayıs'taki "Kudüs Gününde bazı İsrailli grupların planladığı yürüyüşte Harem-üş Şerif'e girmemesi için üç günlük bir nöbete başladı. Ardından İsrail polisi müdahale etti.100 lerce Filistinli 30 a yakın İsrailli polis bu olayla birlikte yaralandı. Doğu Kudüs Maqassed Hastanesi'ndeki Doktor Firas Ebu Akari'ye göre üç kişi olaylarda bir gözünü kaybetti. Cumartesi günü Gazze Şeridi sınırında da yüzlerce Filistinli protesto gösterisi düzenledi. İsrail ordusu, göstericilerin lastik yaktığını ve İsrail sınırlarına, boş araziye düşen bir roket attığını duyurdu. Bunun üzerine hem Gazze sınırındaki hem de uluslararası hukuka göre Ürdün'ün kontrolündeki Batı Şeria'da güvenlik güçlerini takviye edeceklerini açıkladı. Cuma günü Harem-üş Şerif'te ve Doğu Kudüs'teki Şeyh Cerrah bölgesinde yaşanan olaylarda da en az 205 Filistinli ile 18 İsrailli polisin yaralandığı duyurulmuştu. Cuma günü erken saatlerde başlayan olaylarda Batı Şeria'da bir İsrail askeri bölgesine ateş ettiği duyurulan iki Filistinlinin, İsrail polisinin ateşiyle hayatını kaybetmesi sonrası olaylar büyümüştü. Çarşamba günü de İsrail ordusunun yine Batı Şeria'daki protestoculara açtığı ateşte 16 yaşındaki bir Filistinlinin öldürüldüğü açıklanmıştı.

    İsrail polisi, çarşamba ve perşembe günleri 26 Filistinlinin gözaltına alındığını duyurdu.

     Türkiye'den Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Dışişleri Bakanlığı, İsrail'i kınayan açıklamalar yaptı. Erdoğan, "zalim ve terör devleti" olarak nitelendirdiği İsrail'e karşı tüm dünyanın "harekete geçmesi" gerektiğini söyledi. Pazartesi günü de Filistinli liderler Mahmud Abbas ve Hamas lideri İsmail Haniye ile telefon görüşmeleri yaparak "Türkiye'nin her zaman Filistin davasını destekleyeceğini" söyledi.

Günümüzde Mescid-i Aksa

    Kısaca günümüzde dinimiz için bu kadar önemli olan bir yer gün yüzü görmüyor ne yazık ki. Temennimiz belli Mescid-i Aksa'nın tekrardan bir Müslüman toprağı olması. Bunun için gönüllü Selahaddin Eyyubi ler aranıyor. Bu dönemde bizim için yapılacak en doğru şey ise Hz Ali'nin de dediği gibi Zulme engel olamıyorsanız, onu elinizden geldiği biçimde duyurun.' bakış açısıdır.