
Uzun zamandır bir kitaba bu kadar yüksek puan vermemiştim. Beni yalnızca düşündürmedi; kendi hayatımı, alışkanlıklarımı ve “özgürlük” kavramına bakışımı yeniden sorgulamama neden oldu. Gündüz Vassaf’ın Cehenneme Övgü adlı eseri benim için tam olarak böyle bir deneyimdi.
Kitaba geçmeden önce Gündüz Vassaf’tan kısaca söz etmek gerektiğini düşünüyorum.
Vassaf yalnızca bir yazar değildir; aynı zamanda psikoloji eğitimi almış, tarih, edebiyat ve insan davranışları üzerine uzun yıllar çalışan önemli bir düşünce insanıdır. Amerika Birleşik Devletleri’nde dünyaya gelen yazar, Türkiye’nin en köklü eğitim kurumlarından Robert Koleji’nden mezun olmuş, ardından psikoloji, tarih ve edebiyat alanlarında eğitimini sürdürmüştür. Onu farklı kılan ise psikolojiyi yalnızca bireyi anlamak için değil; tarihi, toplumu ve iktidar ilişkilerini çözümlemek için de kullanmasıdır. 12 Eylül sonrasında akademik çalışmalarını Boston’da sürdürmüş, özellikle insanın görünmeyen zihinsel prangaları üzerine yoğunlaşmıştır.

İnternette yer alan söyleşileri de en az kitapları kadar etkileyicidir. Özellikle Beyhan Budak ve DW Türkçe ile yaptığı sohbetleri izlemenizi gönülden tavsiye ederim. Kitaplarını okuduktan sonra bu söyleşiler çok daha farklı anlamlar kazanıyor.
Kitabın merkezindeki temel kavram totalitarizmdir.
Çoğumuz totalitarizm denildiğinde Hitler’i, Mussolini’yi, Stalin’i ya da askeri diktatörlükleri düşünürüz. Oysa Vassaf çok daha rahatsız edici bir soru soruyor:
Ya totalitarizm yalnızca devletlerden ve liderlerden ibaret değilse?

Ya bizi yöneten görünmez kurallar, alışkanlıklar, eğitim sistemi, medya, aile yapısı, moda, tüketim kültürü ve toplumsal kabuller de özgürlüğümüzü fark ettirmeden sınırlandırıyorsa?
İşte kitap tam da bu sorunun peşine düşüyor.
1980’lerde Almanya’da kaleme alınmış olmasına rağmen bugün sosyal medya çağını, algoritmaları, dijital gözetimi ve modern insanın görünmez bağımlılıklarını anlatıyormuş hissi uyandırıyor. Gerçekten ileri görüşlü eserleri seviyorum; çünkü yıllar geçmesine rağmen eskimezler. Cehenneme Övgü de onlardan biri.
Vassaf’a göre insan kendisini özgür zanneder.
Oysa çoğu zaman yalnızca önüne konulan seçeneklerden birini seçmektedir.

Kitapta verdiği ev örneği bunun en çarpıcı anlatımlarından biridir.
Bir evin salonu neden en büyük odadır?
Mutfak neden belirli bir yerdedir?
Yatak odasının büyüklüğü neden birbirine benzer?
Banyo neden aynı mantıkla tasarlanır?
Bunların gerçekten bizim seçimimiz olduğunu mu düşünüyoruz?
Yazar, gündelik hayatımızın en sıradan görünen ayrıntılarında bile toplumun görünmez kalıplarının bulunduğunu söyler. Biz seçim yaptığımızı sanırken, aslında çoktan belirlenmiş sınırlar içerisinde hareket ediyor olabiliriz.
Bu düşünce ilk bakışta basit görünse de kitap boyunca insanın zihnine yerleşen en güçlü fikirlerden biri hâline geliyor.

Eser yirmi ayrı denemeden oluşuyor.
Her bölüm farklı bir konu üzerinden aynı temel soruya dönüyor:
Gerçekten özgür müyüz?
İlk bölüm olan Gece, kitabın beni en çok etkileyen başlangıçlarından biriydi.
Vassaf, insanların gece kendilerini daha özgür hissettiklerini söyler.
Çünkü geceleri düzenin büyük kısmı uyur.
Devlet kurumları, bürolar, okullar, mesailer, kurallar ve gündelik denetim mekanizmaları büyük ölçüde durmuştur.
Bu nedenle gece, insanın nefes alabildiği kısa bir özgürlük alanına dönüşür.
Daha önce geceyi hiç bu açıdan düşünmemiştim.

Kitabın en sıra dışı bölümlerinden biri ise kuşkusuz cehennem üzerine olan denemedir.
Vassaf burada alışılmış dini anlatılardan çok, insan zihninin çalışma biçimini sorgular.
Cennetin tasvirleri çoğu zaman belirli imgeler etrafında şekillenir; huzur, bahçeler, ırmaklar, sonsuz mutluluk…
Oysa cehennem çok daha geniş bir hayal alanı sunar.
İnsan korkularını, karanlığını ve sınır tanımayan hayal gücünü oraya taşır.
Bu nedenle yazarın bakışına göre cehennem, insan zihninin özgürce dolaşabildiği sınırsız bir düşünce alanına dönüşür.
Katılın ya da katılmayın…
Ama bu bakış açısının sıradan olmadığı kesin.

Kitabın dikkat çekici bölümlerinden biri de toplumsal cinsiyet üzerinedir.
Yazar, cinselliğin yalnızca bedende değil; büyük ölçüde zihinde inşa edildiğini savunur.
Bir bebeğe doğduğu gün pembe ya da mavi kıyafet giydirilmesi neden bu kadar doğal kabul edilir?
Bu renkleri kim belirledi?
Kadınlık ve erkeklik kalıplarını kim oluşturdu?
Toplumun dışında kalan insanlar neden çoğu zaman dışlanır?
Vassaf bu soruları cevaplamaktan çok, okuyucunun zihnine bırakmayı tercih eder.
Bence kitabın en güçlü taraflarından biri de tam olarak budur.
Hazır cevaplar vermiyor.
Düşünmeye zorluyor.
Sanat…
Anne baba olmak…
Aşk…
Adalet…
Seçimler…
Zaaflarımız…
Yorgunluk…
Dinlenme ihtiyacımız…
Her bölüm başka bir kavramı masaya yatırıyor.
Ve bunların ortak noktası şu:
Toplumun bize doğal diye öğrettiği pek çok şey gerçekten doğal olmayabilir.
Belki de bize yalnızca öyle öğretildi.

Kitabın beni en çok sarsan cümlelerinden biri ise “Biz” kavramı üzerineydi.
İlk bakışta birlik ve beraberliği çağrıştıran “biz”, aslında çoğu zaman “onlar”ı da üretir.
Her “biz”, farkında olmadan birilerini dışarıda bırakır.
Kimlikler bazen insanları bir araya getirmekten çok ayırabilir.
Bu tespit uzun süre zihnimden çıkmadı.
Cehenneme Övgü akademik bir araştırma değildir.
Bu nedenle bilimsel bir tez ya da sistematik bir kuram bekleyen okur hayal kırıklığı yaşayabilir.
Bu eser, deneme türünün en nitelikli örneklerinden biridir.
Psikoloji, sosyoloji, tarih ve felsefenin kesişiminde dolaşan; okurunu sürekli rahatsız eden, konfor alanından çıkaran güçlü bir düşünce kitabıdır.
Bazı fikirlerine katılmadım.
Bazılarında ise uzun süre durup düşündüm.
Ama iyi kitap zaten tam da bunu yapar.
Okuru kendisiyle tartıştırır.
Bugün sosyal medya, reklamlar, tüketim kültürü, eğitim sistemi, algoritmalar ve dijital dünya üzerinden yönlendirildiğimiz bir çağda yaşıyoruz.

Belki de Vassaf’ın yıllar önce anlattığı görünmez totalitarizm hiç olmadığı kadar hayatımızın içinde.
Kitap sürekli aynı çağrıyı yapıyor:
Sorgulayın.
Hazır cevaplarla yetinmeyin.
Size sunulan her bilgiyi doğru kabul etmeyin.
Düşünmenin sorumluluğunu başkasına bırakmayın.
Özgürlük, yalnızca seçim yapabilmek değildir.
Neyi neden seçtiğini anlayabilmektir.
Cehenneme Övgü, yalnızca okunacak bir kitap değil; üzerine uzun uzun düşünülecek bir eser.
Her bölümde farklı bir kapı açıyor.
Her kapının ardında ise insanın kendi zihni duruyor.
Bitirdiğinizde aynı kişi olarak kalmanız zor.
Gündüz Vassaf’ın Cehenneme Övgü adlı eseri, bana göre üçüncü gruba giriyor.
Okuyun.
Okutun.
Tartışın.
Katılın ya da karşı çıkın.
Ama mutlaka düşünün.
Kitaba puanım 10.
Her satırına katıldığım, yazsam birebir böyle yazardım, dediğim bir inceleme olmuş...
YanıtlaSilOkurken altını çizdiğimiz, notlar aldığımız ne çok yer vardı hatta çizmediklerimiz bize darılabilirler çünkü onlar da aynı ölçüde bunu hak ediyorlardı.
Kurgu bir eser okuyor olsam böyle keyifle okumazdım.
Benim en beğendiğim bölüm "Şu Sihirli An" oldu.
Baş ucu kitaplarıma ekledim. Totaliretizmden kaçan, sistemin dışında yalnız kalma pahasına eylemsizliği tepki olarak benimsemiş her sorgulayıcı gibi...
YanıtlaSil