Ana içeriğe atla

Aşıklar Bayramı - Kemal Varol İncelemem

Kemal Varol, edebi dünyaya çeşitli dergi ve gazetelerde şiir, roman ve müzik üzerine eleştiri yazarak başlamıştır. İlk şiir kitabı, daha sonra ikinci romanı Haw, daha sonra da ilk hikayesi Sahiden Hikaye kitabı çeşitli ödüllere layık görülmüş. Buradan şunu anlamak gerekiyor bence; her türlü yazım türünde yeteneği olan bir isim Kemal Varol.

İlk dönemi onun şiir, daha sonraki dönemi ise romancılık ve hikaye ile alakalı olan dönemidir. Romanı şiir gibi yazmak deyimi onun için çok uygundur. Dil kullanma konusunda aşırı başarılı, edebiyat parçalamak dedikleri o şeyi kendisi çok hisli olduğundan iyi bir şekilde yapabiliyor. Yaşar Kemal kokusu azıcık aldım. Onun şehirli hali gibi. Ayrıca akıcılık konusunda da oldukça iyi.


Bu kitaptan evvel Ucunda Ölüm Var kitabını okumalısınız aslında ama Kemal Varol söyleşi kitabı Aşıklar Bayramı olsun dediğine göre ayrı ayrı da okunabilir demek ki. Ucunda Ölüm Var kitabında Ağıtçı Kadınla bir bölümü olan Heves Ali, Aşıklar Bayramı'nda da yine karşımıza çıkıyor.

Aşıklar Bayramı, Diyarbakır'dan Kars'a bir yolculuk hikayesi. Heves Ali'nin hayatındaki kadınlar, türküler ve soru işaretleri ile dolu bir yolculuğun hikayesi.

Âşıklar Bayramı 2019 senesinde yazılmıştır. Yani 5 sene evvel. Ama çok büyük bir başarı elde etmiştir. Kitabın Netflix'de yayımlanan bir filmi çekilmiştir ve Türkiye'nin bence en yetenekli isimlerinden birisi olan ve bana kalırsa rolün hakkını da fazlası ile veren Kıvanç Tatlıtuğ tarafından bu kitaptaki Yusuf canlandırılmıştır. Diğer oyuncular ise; baba rolü ile Heves Ali'yi canlandıran Settar Tanriögen, Kul Yakup rolünü canlandıran Erkan Can. Hepsinin oyunculuğu bence iyi idi. Karakter, oyuncu seçimi de bence doğru idi. Tek sıkıntı bence film ile ilgili kitabın filme uygun bir kitap olmaması. Bu kadar az içeriği, derinliği ve hareketliliği olan bir kitabın filmi de doğal olarak pek sıkıcı. Yani oyunculuğu çıkar geriye pek bir şey kalmıyor. Bitse de gitsek tadında izledik, kitabı çok daha iyiydi.

Peki kitabın konusu nedir? Bir baba oğulun geçmişi ile hesaplaşması desek bence doğru olur. Yusuf 40 yaşında bir avukat. Babası ise Heves Ali. Baba 25 yıl sonra birden ortaya çıkar. Babayı görünce kapıdan içeri alır, bir elinde yıllanmış üç telli bağlaması, diğer elinde ahşap bavulu ile onun da suratında uzun yıllar kendisine dile getiremediği, içe atılan, çaresizliğin de verdiği o yüz ifadesini görür. Bu andan itibaren Yusuf'un zihninde tek bir soru belirir : Neden baba? Neden yoktun? Neden terk ettin? Neden bırakıp gittin? Aslında Yusuf her baba oğul hikayesinde olduğu gibi babasına en başından itibaren yenikti. Direnmesinin hiçbir faydası yoktu. Bu onun kitaptaki en belirgin sözü ve duruşu idi.

Kars'ta bütün aşıkların katılacağı bir organizasyona gitmek Heves Ali'nin ölmeden evvelki son isteğidir. Aslında o kapıyı oğlunu ölmeden önce son bir kez görmek için çalmıştır. Ciddi bir rahatsızlığı vardır ve bunu öğrenen oğlu Yusuf ona yol arkadaşlığı edecektir. Bu yolculuğu tahmin ediyorsunuz, neden 25 yıl yoktun yolculuğu doğal olarak. Konuşmaların değil, sessizliğin bol olduğu bir kitap. Sessizlikler bilirsiniz, dile gelmeyenler daha çok yaralar. O nedenle kitabın sonuna kadar bu belirsizlik ile bu soru işaretleri ile gerile gerile kitabı okuyorsunuz. Kurulamayan ilişki, yaşanamayan çocukluk, paylaşılamayan anılar gibi birçok şey sizi derinden yaralayacak. Kitap tam bir yarım kalış hikayesi idi, her şey yarımdı, hatta kitabın sonu, insanlar, tepkileri bile.

Bir iki sahne sizi derinden yaralayacak. Spoiler olmasın diye bunlardan bahsetmeyeceğim ama biri son sahne, biri de yolculuk esnasında mola verdikleri esnada baba oğul diyaloğunda olan bir kısımdı. İç titretici sahnelerdi kitapta bunlar.

Kitapta bu arada ana konuya bağımsız olarak iki aşk hikayesi daha mevcut. Aynı zamanda da bu kitap bir yol hikayesi tabii. Kitabı yazmadan evvel aşıkların dünyasına Kemal Varol bence iyi bir şekilde dalmış, çıkmış. Bu kısım da kitaba samimiyet ve kalite kattı fazlasıyla. Ayrıca yazarın Türkçe kullanımı da mükemmeldi. Mektuplar özellikle fazla iyi, içten, gerçekçi ve etkileyici idi.


Kitap, öncelikle belirttiğim gibi konuşulmayanların, içine atılanların, eksikliğin hatta sessizliğin romanı. O nedenle de fazlası ile nefesinizi kesiyor sizin. Artık konuşun, sarılın, dokunun, ağlayın, anlatın, hataydı deyin diye her sayfaya bağırıyorken kendinizi buluyorsunuz. Kitapta kişisel ilişkide ya da iletişimsizlik de değil, her ikisinin de yarım kalmış aşklarında da ortak bir acı var. Yani hem aşk da, hem baba oğul ilişkisinde kaybediş söz konusu.

Annesi ve babası ile sağlıklı bir şekilde birlikte büyüyen insanlar ne şanslısınız biliyorsunuz değil mi? İnsanlar eksikliğini gördüğü şeylerin kıymetini genelde anlar. O nedenle hayatta iken kıymetlerini onların lütfen bilelim. Bu kitap bu anlamda çok muhim bir eserdir bence. Eksik bir kalpti çünkü Yusuf ve bence babasından 10 kat daha güçlü, az bencil ve olgundu.

Babamın Bağlaması da serinin son kitabı. Beğenenler onu da okuyabilir.

Kitaba puanım 8.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Alex Schulman - Malma İstasyonu İncelemem

Alex Schulman şu an günümüz İsveç Edebiyatının en önemli 5 isminden birisi. Sadece yazar değil, gazeteci, blog yazarı ve televizyon ve radyo programcısı da aynı zamanda. Hatta kendi ülkesinde podcast dünyasında en tanınan isim. Babası TV yapımcısı ve gazeteci, annesi ise TV sunucusudur. Kariyerine film eleştirmeni olarak giriş yapmıştır. Daha sonra çevirmenlik ve köşe yazarlığı da yapmıştır. İsveç'in en önemli mizah sitesinin sahibidir. Podcastleri, İsveç Podcast Radyo Ödülleri En İyi Orijinal Kanal ve En İyi İsveç Kanalı ödüllerini kazanmıştır. 4 otobiyografik kitap yazmış ve hepsi de İsveç'te çok satanlar arasına girmiştir. 2020'de yayınlanan ilk romanı Hayatta Kalanlar ile Schulman, uluslararası ilk büyük çıkışını yapmıştır. Yayın hakları otuz üç ülkeye satılan ve dünya çapında büyük beğeni toplayan Hayatta Kalanlar, Alex Schulman'ı küresel sahnede dikkate alınması gereken bir edebi güç olarak konumlandırmıştır. Şu an incelemesini yaptığım kitabı ise şimdilik son kit...

Hakan Günday - Az İncelemem

​ Hakan Günday, her ne kadar kendisi bu kategori yazarı olduğunu kabul etmese de yeraltı edebiyatının ülkemizdeki en önemli figürlerinden biridir. Hakan Günday edebiyatı denildiğinde genellikle aklımıza sert, şiddetli ve karanlık bir anlatım gelir. Ancak bu kitapta, okuru şaşırtacak ölçüde bir yumuşaklık ve romantik tınılar vardır. Kitap, yazarın henüz 24 yaşındayken kaleme aldığı, kültleşmiş eseri Kinyas ve Kayra ile genel şablon itibarıyla benzerlik gösterir: Yine iki ana karakter, iki ayrı hayat… Derda ve Derdâ. Bu karakterlere ilişkin bir değerlendirme yapıldığında, genellikle yaşanan olayların ilerleyen süreçte travmatik bir altyapı oluşturmasına alışkınız. Oysa bu romandaki karakterlerin kurucu belleklerinde dahi olumsuz duygular zaten mevcuttur; • Derdâ’nın cinsel şiddet sonrası bedenini metalaştırması, travmanın dışsallaştırılmasıdır. • Derda’nın annesinin cesedini parçalaması ise travmanın içselleştirilmiş ve somutlaştırılmış hâlidir. Her iki karakter de “ölümle” büyür...

Şermin Yaşar - Altı Harfli Bir Tatlı İncelemem

​ Kitabın incelemesine, bunun Şermin Yaşar’dan okuduğum ilk kitap olduğunu belirterek başlamak istiyorum. Şermin Yaşar, özellikle hikâye ve çocuk kitapları bağlamında aklımda yer etmiş; Anne Müzesi ve Kelime Müzesi projelerini ise bir Ankara aşığı olarak son derece değerli ve anlamlı bulduğum, zihnimde nahif bir portre çizen bir yazar. Ayrıca oldukça popüler bir isim olmasına rağmen kalabalıklardan, televizyonlardan, programlardan ve söyleşilerden mümkün olduğunca uzak durması, onu benim için daha da merak edilir kılıyor. Kitap, daha ilk satırlardan itibaren nahif bir zihnin ürünü olduğunu hissettiriyor. Roman dünyasında sıkça ele alınan aile temasını, çok farklı bir pencereden ele alıyor. Dramatik bir anlatıdan ziyade, daha iç burkan, daha sessiz ama bir o kadar da sarsıcı bir meseleyi irdeliyor. Son dönem romanlarda özellikle hoşuma giden bir bakış açısını burada da görmek mümkün: Yüksek sesle bağırmayan, acısını içine atan, sessiz kalan ama hakkını da aramaktan vazgeçmeyen kadınları...