Ana içeriğe atla

Esra Kahya - Tepsideki Melek İncelemem

Esra Kahya ile Ankara'da çok kısa zaman evvel bir fiziksel söyleşi gerçekleştirdik. Bu söyleşi gerçekleşirken bu kitabın henüz yarısındaydım. Hayat telaşesi içerisinde kitap 2 hafta sonunda ne yazık ki bitebildi. Sanıyorum ki o nedenle 10 puan veremedim. Bana ideal bir 9 luk bir kitap gibi geldi. Bunun belki de en temel nedeni kopuk kopuk okumuş olmam olabilir. Bilemiyorum ama şu bir gerçek ki; Esra Kahya'nın edebi dili muhteşem. Bu kitapla birlikte bu durum bir kez daha tescillenmiş de oldu. Onun edebi dilini özlemişiz efendim. Araya uzun vakitler girmiş.

Diğer bir mevzu da şu ki; ben hikaye sevmeyen bir okur olarak Esra Kahya'yı da hikayelerde görmek istemiyorum. Bu kitap bitince bunu anladım. Çünkü Kambur da, Tepsideki Melek de benim için Benim Rüyalarım Hep Çıkar'dan çok çok daha iyiydi. Hatta Kambur'daki travmasal ve psikolojik altyapıyı bir Kambur hayranı olarak bu kitapta da görmek güzel bir özlem gidermemi de sağladı.

Kitabı anlatmaya ufak ufak geçelim o halde: Öncelikle dönem 80 darbesi dönemi. Kitap 3 aile kuşağını anlatıyor. Bir anneanne, bir anne ve bir kız. Güliş kızın o deli dolu tarafını çok seveceksiniz. Genellikle aile tarafından pek kabul görmeyen ya da sevgi dili eksik olan ailelerin bir evladı gibi o da çok yaramaz, haşarı. Esra Kahya ile yaptığımız fiziksel söyleşide ben de Güliş kız gibi yaramazdım, hatta daha da ilerisiydim, dedi. Kendisinden bir yazar olarak Güliş kız ile ilgili çok parça bulmuş. Bunun detaylarını bidünyakitap youtube sayfasındaki söyleşimizde izleyebilirsiniz. Çok samimi ve sıcak bir söyleşi idi. Kitaptaki dönem çizimi, gelenek görenekler ve batıl inançlar ciddi anlamda kitaba renk kattı. Yine Esra Kahya'ya ait olan o anlamsız ikilemeler de. O kelime oyunları Esra'ya çok ciddi anlamda bir özgünlük katıyor. Bu kitap kimin derseniz o ikilemeleri görünce direkt Esra derim. Öyle söyleyeyim.

Tepsideki melek isim seçiminin hikayesini bize anlattı, bence hem melek, hem tepsi, hem de yan yana gelince ortaya çıkan tepsideki melek ismi kitap için mükemmel bir seçim ve realite oluşturmuş.

Kitaptaki en sevdiğim kısım iki muzip kişinin yan yana gelmiş olmasının verdiği sempatiklikti. Bunlar kitaptaki Esra olan Güliş ve yazar olan Esra. Güliş'in haylazlıkları, Esra'nın eğlenceli anlatımı ile resmen resital oluşturmuş. Ayrıca yanlış hatırlamıyorsam 3.bölümdeki aşk hikayesi gibi akılda kalıcı hikayeler de aşk duygusunun da kitaptaki varlığını bizlere hatırlattı.

Kitapta Kambur kitabında olduğu gibi yine bir çocuğun cezalandırılması olayı daha var. Güliş'imiz. Bu ceza, geçmişin derin yaralarını küçük bir çocuğa sevgiyi yeterince veremeyerek yaşatılan bir cezaydı. Yine günü kaçıranları ve geçmişin izlerini yanından ayırmayanların etrafına bıraktığı yıkıntıyı sayfalar akarken izliyoruz. Nevra'dan sanıyorum 10 kişiden 5 i nefret edecek, 5 i de geçmişine üzülerek sadece kızacak. Ama sanıyorum ki onu kimse genel tabloda affetmeyecek. Yine Nevra karakteri bize şunu da hatırlatacak; benim de bir geçmişim ve bu yaptığım davranışların bir nedeni var. Beni yargılamadan evvel yaşadıklarımın da en azından olumsuz şeyler olabileceği düşün ve sakın büyük konuşma.

Kitap sessiz yüreklerin, konuşulmayan veya bastırılmış duyguların ve her şeyden evvel günümüz, geçmişimiz ve yarınımız olan o gerçek kadın hikayelerinin özeti gibi.

Nevra'nın annesi olan Güliş'in iki kere annesi olan annemiz de Nevra'nın tam tersi mükemmel bir duygu bırakacak kalbimizde. Erkek karakterlerde yine iyiydi ama Esra Kahya diyince aklıma kadın karakterler geliyor. Erkeklerin sesine fazlası ile odaklanamadım. Uzun vadede aklımda onlar pek kalmayacak sanıyorum.


Esra'nın ilk girişte söylediğim gibi edebi dilini bence kimse yorumlamamalı, söyledikleri hatta bazen söylemedikleri ile yarattığı o derinlik kusursuz. Kelime haznesi dolu. Gözyaşını kalem kullanarak çıkarabilecek çok fazla yazar yoktur, bu kitapta da bebeğin ölümü ile ilgili bölümde sanırım herkesi yine yıktı geçirdi. Bunu başarmak bile zaten bu alanda büyük bir başarıdır.

Kitabın içinde oluşturduğu kadın hikayeleri bence onların sesi olma ile ilgili kusursuz bir olguydu. Bu kadınlar bu arada çok hayatımızdan kadınlar. O sessiz kahraman olan kadınlarımız. Evi temizleyen, yemeğini yetiştiren, çocuğu ile ilgilenen, ödevleri ile uğraşan, kocasının bazen stresini çeken, bir yandan işi ile uğraşan o gerçek kadınlar. Hayatımızda hep denk geldiğimiz, bir yerlerde gördüğümüz ve sessizce bunları yapan o gerçek, güçlü kahraman olan kadınlarımız.

Esra'ya bu kitabı okuduktan sonra şunu iletmek isterim; sen yaz evet ama roman yaz. Ben romanlarını çok sevdim ve Kambur'un son halini en tez vakit bizimle lütfen kavuştur. Kıymetlisin. Güliş kızı gözlerinden öptüm.

Kitaba puanım 9.

Yorumlar

  1. Kitap yorumunuz çok başarılı. Tanımadığım bir yazardı. Gerçekten çok merak ettim. Kadın karakterleri ve yerli duyguları, yaşanmışlıklar ile harmanlanmış romanları ben de çok seviyorum. Tez zamanda alıp okuyacağım. Teşekkür ederiz.

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Alex Schulman - Malma İstasyonu İncelemem

Alex Schulman şu an günümüz İsveç Edebiyatının en önemli 5 isminden birisi. Sadece yazar değil, gazeteci, blog yazarı ve televizyon ve radyo programcısı da aynı zamanda. Hatta kendi ülkesinde podcast dünyasında en tanınan isim. Babası TV yapımcısı ve gazeteci, annesi ise TV sunucusudur. Kariyerine film eleştirmeni olarak giriş yapmıştır. Daha sonra çevirmenlik ve köşe yazarlığı da yapmıştır. İsveç'in en önemli mizah sitesinin sahibidir. Podcastleri, İsveç Podcast Radyo Ödülleri En İyi Orijinal Kanal ve En İyi İsveç Kanalı ödüllerini kazanmıştır. 4 otobiyografik kitap yazmış ve hepsi de İsveç'te çok satanlar arasına girmiştir. 2020'de yayınlanan ilk romanı Hayatta Kalanlar ile Schulman, uluslararası ilk büyük çıkışını yapmıştır. Yayın hakları otuz üç ülkeye satılan ve dünya çapında büyük beğeni toplayan Hayatta Kalanlar, Alex Schulman'ı küresel sahnede dikkate alınması gereken bir edebi güç olarak konumlandırmıştır. Şu an incelemesini yaptığım kitabı ise şimdilik son kit...

Hakan Günday - Az İncelemem

​ Hakan Günday, her ne kadar kendisi bu kategori yazarı olduğunu kabul etmese de yeraltı edebiyatının ülkemizdeki en önemli figürlerinden biridir. Hakan Günday edebiyatı denildiğinde genellikle aklımıza sert, şiddetli ve karanlık bir anlatım gelir. Ancak bu kitapta, okuru şaşırtacak ölçüde bir yumuşaklık ve romantik tınılar vardır. Kitap, yazarın henüz 24 yaşındayken kaleme aldığı, kültleşmiş eseri Kinyas ve Kayra ile genel şablon itibarıyla benzerlik gösterir: Yine iki ana karakter, iki ayrı hayat… Derda ve Derdâ. Bu karakterlere ilişkin bir değerlendirme yapıldığında, genellikle yaşanan olayların ilerleyen süreçte travmatik bir altyapı oluşturmasına alışkınız. Oysa bu romandaki karakterlerin kurucu belleklerinde dahi olumsuz duygular zaten mevcuttur; • Derdâ’nın cinsel şiddet sonrası bedenini metalaştırması, travmanın dışsallaştırılmasıdır. • Derda’nın annesinin cesedini parçalaması ise travmanın içselleştirilmiş ve somutlaştırılmış hâlidir. Her iki karakter de “ölümle” büyür...

Şermin Yaşar - Altı Harfli Bir Tatlı İncelemem

​ Kitabın incelemesine, bunun Şermin Yaşar’dan okuduğum ilk kitap olduğunu belirterek başlamak istiyorum. Şermin Yaşar, özellikle hikâye ve çocuk kitapları bağlamında aklımda yer etmiş; Anne Müzesi ve Kelime Müzesi projelerini ise bir Ankara aşığı olarak son derece değerli ve anlamlı bulduğum, zihnimde nahif bir portre çizen bir yazar. Ayrıca oldukça popüler bir isim olmasına rağmen kalabalıklardan, televizyonlardan, programlardan ve söyleşilerden mümkün olduğunca uzak durması, onu benim için daha da merak edilir kılıyor. Kitap, daha ilk satırlardan itibaren nahif bir zihnin ürünü olduğunu hissettiriyor. Roman dünyasında sıkça ele alınan aile temasını, çok farklı bir pencereden ele alıyor. Dramatik bir anlatıdan ziyade, daha iç burkan, daha sessiz ama bir o kadar da sarsıcı bir meseleyi irdeliyor. Son dönem romanlarda özellikle hoşuma giden bir bakış açısını burada da görmek mümkün: Yüksek sesle bağırmayan, acısını içine atan, sessiz kalan ama hakkını da aramaktan vazgeçmeyen kadınları...