
Irmak Zileli, Türk anarşist yazar Gün Zileli'nin kızı ve Doğu Perinçek yeğenidir. Annesi Feyza Hanım da sol davanın geçmiş önemli savunucularındandır. Irmak Zileli, Eşik isimli kitabı ile 2012 de Yunus Nadi Roman Ödülü, Son Bakış isimli kitabı ile de 2020 de Duygu Asena Roman Ödülü almıştır.
Şu an incelemesini yaptığım roman olan Şimdi Buradaydı isimli psikolojik gerilim tarzındaki kitabı 2025'te farklı anlatım tekniği ve bilinç akışına getirdiği yenilikçi tarz ile dikkat çekmiştir. Bu edebi kalitesinin üzerine koyduğu yükseliş dönemine geçiş kitabı olarak bence görünmelidir. Çünkü aldığı ödüllerden sonra en zor yazım tekniklerinden olan bilinç akışını gayet başarılı bir şekilde kullandığını söylemekte fayda var. Bu inceleme ile birlikte o nedenle ilk başlangıç yapılacak Irmak Zileli kitabının bu kitap olmadığını da söylemek gerekiyor.

Irmak Zileli'yi öncelikle kitabın incelemesine giriş yapmadan evvel iyi bir edebi dili olan yazar olarak bence yorumlanmalı. Şimdi Buradaydı kitabında Irmak Zileli insan ruhunun derinliklerine bizi davet ediyor ve psikolojik bir anlatı sunuyor. Burada sadece bize bir kitap anlatmıyor, aynı zamanda bu içeriğini insanın kendine, annesine, geçmişine ve bastırdığı tüm karanlık hislere tuttuğu bir aynaya dönüştürüyor.
Roman bir psikiyatrist olan Birkan'ın gözünden anlatılıyor. Anlatım dilinde bilinç akışı mevcut olduğundan geçişleri algılamak çok kolay değil, o nedenle yeni roman dünyasına girenler için kitap hiç doğru bir tercih olmayacaktır. Birkan ile danışanı Yankı arasındaki seanslar romanın omurgasını oluştururken, kurgunun aktığı anlarda okur, sadece iki insanın değil, bütün bir toplumun bastırılmış duygularının, suçlarının ve travmalarının iç dünyasına çekiliyor.

"Şimdi Buradaydı”, kötülüğün kaynağını toplumun, aile kurumunun, hatta bireyin gündelik alışkanlıklarının içine yerleştiriyor. Kötülük bilindiği üzere toplumun ve ailenin birey üzerindeki olumsuz getirisi durumunda olmalı, kitapta Zileli bunu birçok yerde vurguluyor. Kötülük baskılanmış sevginin, görülmemişliğin, değersizlik hissinin insandaki yansımasıdır diyor ve insanlar iyidir, kötülük sonradan edinilmiştir bakış açısını alıntıları ile özellikle bizlere hatırlatıyor.
Birkan'ın terapi esnasındaki anne çözümlemeleri aslında kitabın dikkat çekici ve özel kısımlarındandı bence. Zileli’nin kaleminin ustalığı tam da burada ortaya çıkıyor: terapist ile hastasının bilinçleri neredeyse birbirine karışıyor. Kimin “anlatan”, kimin “dinleyen” olduğunu ayırt etmek burada zorlaşıyor. Okur, hem terapistin hem de hastanın zihninde geziniyor; aynı sahneyi iki ayrı bilinçte yankılanırken izliyor. Ki

En son okuduğumuz Sezgin Kaymaz ve Geber Anne kitabında da olduğu gibi anne figürü bu kitapta travmaların ana nedeni olarak karşımıza çıkıyor. Çocuğun en temel güven ve şefkat kaynağı olan anne, aynı zamanda bastırılmış öfkenin kaynağına dönüşüyor. 80 darbesi sonrası ile birleştiği kısımlar bu konuyu daha travmatik boyutlara taşıyor, bilinç akışının güzel işlenişi başarılı bir psikolojik romana kitabımızı dönüştürüyor. 12 Eylül darbesi romanın arka planınında güçlü bir şekilde varlığını hissettiriyor. O nedenle kitap kişiler üzerinden değil, toplum üzerinden yorumlanırsa çok daha doğru olacaktır.
Kitabın anlatım dili sıradan değil. Metin, sürekli değişen anlatım biçimleriyle ilerliyor; monologlar, iç sesler, kesintiye uğrayan diyaloglar, hatırlama sekansları ile birbirine karışıyor. Bu da okuru psikolojik anlamda romanda tutmak için yapıldı düşüncesini bende oluşturdu.

Kitaptaki iki ana kahraman Birkan ve Yankı'nın kitapta psikolojik olarak kurtuluş olasılığını kitapta muğlak bırakılıyor. Çünkü romanın dünyasında kurtuluş, terapiyle, farkındalıkla ya da pişmanlıkla gelen bir şey değil. Zileli, insanın karanlık yönünü tedavi edilecek değil, tanınacak bir alan olarak kurguluyor ve mesajını bunun üzerinden veriyor.
Kitap, şiddetin, öfkenin ve hasedin içimizdeki sıradanlığını gösterirken okura rahatsız edici bir dürüstlükle sesleniyor. Birazcık buna ben sorgusu olarak bakıladabilir. Yani yazar bize kitapta kötülüğü dışarıda değil, önce içinizde arayın diyor. Karanlıktan aydınlığa geçmek istiyorsanız önce kendi içinize ışık tutun diyerek de mesajını biz okurlara veriyor.

Bazı bölümlerde bilinç akışı okuru yoruyor, ritim düşüyor, kitabın yüksek dikkat beklentisi zaten başlı başına bir zorluk iken ritmin düştüğü sahneler seni nefessiz bırakıyor. Ayrıca kişiler ve zaman çizgisindeki belirsizlikler de gerçeklik beklentisi de mantıkta zorlayan başka bir noktaydı.
Kitaba puanım 9.
Yorumlar
Yorum Gönder