
Sinem Sal ile tanışma kitabım olan Mihrap, genel çerçeveden bakacak olursak çocuk gözünden bir yas hikayesi. 12 Eylül öncesi sonrası dönemlerle alakalı bu ara çok sık kitap okuyorum ve üst üste geldi ve gariptir ki hep de çocuk gözünden olmaya başladı. Roman aslında büyük siyasi olayların yansımalarının sadece sokaklarda değil de, evlerde de anlattıldığını bir çocuğun gözünden bakarak bize çok daha aslında içine gireceğimiz bir ortam yaratarak samimiyeti ile yüreklerimize dokunarak anlatıyor.
Mihrap, Sinem Sal’ın Bizim Zamanımız romanında yetişkin hâliyle tanıttığı Mihrap’ın çocukluğuna iner. Yaptığım araştırmaya göre iki kitabı sıralı okumaya gerek yokmuş, sadece bir kök hikayesi olarak görmekte anladığım kadarıyla fayda var. Mihrap karakterini yetişkin olarak da görmek isteyenler o kitabı da okuyabilir.

Şimdi gelelim kitabımıza; kitabın adı da olan Mihrap, 12 Eylül döneminde İstanbul Hasköy’de yaşayan, çocuk aklıyla dünyayı anlamlandırmaya çalışan, neşesiyle acısını bastırmaya uğraşan bir kız çocuğudur. Babasını kaybetmesiyle birlikte onun dünyası da ülkenin siyasal karanlığıyla aynı anda yıkılır. Dedik ya işte çocuk aklı diye, 40 gün boyunca ölülerin eve gelmesi hurafesi kızımızı babasının da geleceği umuduna sürükler. Darbeye eğer ki müdahale edebilirse babası geri dönecektir. Bu hurafeye olan masum inancı kitabın bana kalırsa en vurucu noktası.
Kitap boyunca Mihrap’ın çocuk dünyası, mahalle, aile, yas, kadın dayanışması, korku ve neşe iç içe ilerler. Darbenin dönüştürdüğü şeylerden biri de eşini kaybeden Mihrap'ın annesi olan Asiye'dir. Başta “lokum gibi” görünen anne, yaşadıkları karşısında sertleşir; Mihrap’ın gözünde “hükümet gibi kadın”a dönüşür. Bu dönüşüm, yalnızca bir kadının dul kalışı değil; ekonomik, toplumsal ve duygusal zorunluluklar altında ayakta kalma mücadelesine de dönüşür.

Kitap çocuk bakışı ile ilerlediği için siyasi nutuklar dinlemeyiz, tam tersi günledik hayatı darbenin nasıl vurduğunu okuruz. Çocuk için darbe; mahallesinden bir abinin götürülmesi, gece kırmızı ve mavi ışıkların yanması, sokakta oynayamamak, büyüklerin fısıltıyla konuşması, annenin yüzündeki sertlik, babanın yokluğu ve evin içindeki suskunluktur. Çocuğun zihni darbeyi yorumlayamaz, açıklayamaz, ama o da bu sürecin doğal bir mağdurudur, işte bu realite de kitaba ekstra sarsıcılık katar.
Hasköy çerçevesindeki mekan tasviri kitaba sahicilik katmış. Kadınların ve çocukların özellikle yaşam alanlarını kısıtlaması kitabın mekan üzerindeki yine sarsıca diğer unsurlarındandır. Yine aynı şekilde dayanışma ruhunu anlatması da mekanı kitapta daha canlı bir hale getirmiş. Kadınlık ve dayanışma kitabı olarak da bahsedilmesi gereken bu anlamda bir kitap da olmuş. Kız çocuğu ile kadın geçişinin toplumdaki değişken yansımasını görmek açısından da yine tatmin edici bir kitaptı.

Mihrap karakterinde bir neşe vardı, bu çocukluk neşesinden ziyade bir savunma mekanizmasının dışa vurumu gibiydi. Ertan abi ve babası ile ilgili arayışı çocuk zihni ile acıyla mücadele biçimiydi. Annesi ile ilişkisi de yine romanın en büyük çatışmalarındandı. Mihrap’ın “Ben güçlü olmak değil mutlu olmak istiyorum anne” duygusu, romanın en derin çatışmalarından biriniydi. Mihrap karakterinin baba arayışı aslında birazcık da güvenli, özlem duyulan o düzeni tekrar elde etme gayesindeydi.
Psikolojik olarak değerlendirecek olursak; çocuklardaki ölüm kavramı bakışına değinebiliriz. Çocuklarda ölüm kavramı herkesin bildiği üzere tam oturmamıştır, geri dönüşü olmayan bir kavram olduğunu gençlik döneminde tam olarak algılamaya başlarlar ve oturur. Çocukların bunu bilmesine bu arada gerek de yoktur. O masum dünyayı bu kavramla erkenden bulandırmaya gerek yoktur. Yasla birlikte Mihrap iç mantık ile mücadele eder.

Yine aynı şekilde küçük zihinlerin çaresizlikle mücadele edecek gücü de yoktur, bununla yetişkinler bile baş edemiyorken çocuktan bunu beklemek zaten fazlası ile ütopik olur. Darbeyi geri alma çabası aslında kendine bu nedenle çaresizlikle mücadele için bir alan yaratma amacı ile oluşturduğu bir oyundur.
Mihrap'ın neşesi yukarıda bahsettiğim gibi mutlu görünme nedeni tamamen mutsuzluğa teslim olmamak için gerçekleşen bir çocuksal reflekstir.

Sinem Sal'ın dilini sevdim, herkese hitap edecek seviyede. Kitap özelinde mizah da yer yer olsa da genel anlamda hüzün kavramını komediden veren kitap yazarlarını severim. Sinem Hanım da bence onlardan. Müzik ile kurduğu bağı da sevdim. Karakterlerin duygusal hikayelerini bir yerden müziğe bağlaması iyi bir detaydı. Sinem Sal, neşeyi basit bir iyimserlik olarak değil, acıya karşı kurulmuş incelikli bir direnç biçimi olarak ele alıyor bana kalırsa.
Kitap, 12 Eylül dönemini daha sert görme arzusunda olanları tatmin etmeyebilir, bu bilinçli bir şekilde bu kitapta yapılmış olsa da daha vurucu bir dönem kitabı okumak isteyenler de yine tatmin olmayabilir, neşenin ön plana daha yoğun geçiyor oluşu da duygusal enerjiyi yer yer düşürüyor, bu da yine sevilmeyebilir kısımlardan okurlar tarafından olabilir, çocuk karakterin yine yaşından büyük bazı davranışları kitapta hissediliyor, daha saf çocuk bir karakter çizilebilirdi diye düşündüm, fazla büyük görüntü çiziyor bazen, yine romanın siyasi ve sert olmasını arzu ettiğimiz kısımları bazı noktalarda fazla sempatik kalıyor.
Kitaba puanım 8.
Yorumlar
Yorum Gönder