
Nurullah Genç, çağdaş Türk şiiri denilince akla gelen ilk beş isimden biridir diye düşünüyorum. Ancak onu yalnızca şair kimliğiyle tanımlamanın, özellikle bu kitabı okuduktan ve roman alanındaki ödüllerini de öğrendikten sonra eksik bir bakış açısı olacağı kanaatindeyim. Kitap genel anlamda otobiyografik ve anı kategorisinde değerlendirilebilecek bir eser olsa da, içerisindeki şiirsel dokunuşlar ve edebî kalite anlatıyı çok daha üst bir seviyeye taşımaktadır.
Bu kitap basit bir otobiyografik anlatı, bir farkındalık hikâyesi ya da bir başarı öyküsü olarak yorumlanmamalıdır. Aslında kaybolmaya yüz tutmuş bir insan tipinin, bir ahlak anlayışının ve bir medeniyet tasavvurunun hikâyesi olarak okunabilmelidir.

Birçok otobiyografik anlatıda ana kahraman yazarın kendisidir. Ancak bu kitapta durum biraz farklıdır. Nurullah Genç, anlattığı bölümlerde genellikle kendisini ikinci ya da üçüncü planda tutarak hikâyeyi tamamlar. Örneğin; Sibirya gazisi Bekir Ağa, oğlu Seyfullah, Gülçehre Ana, köy odasında kitap okuyan insanlar, çocuklarını okutabilmek için hayatını adayan anne ve babalar, yol gösteren öğretmenler ve kapısını açan dostlar anlatılan bölümlerin asıl kahramanlarıdır. Bu nedenle kitap aslında Nurullah Genç’in değil; onu yetiştiren insanların kitabıdır. Yazarın başarısı bireysel değildir. Bir köyün, bir ailenin, bir kültürün ve bir inancın ortak başarısıdır.
Kitabın en etkileyici taraflarından biri şüphesiz Sibirya gazisi Bekir Ağa portresidir. Dört yıl süren Sibirya esaretinden dönen bir insanın, harabeye dönmüş köyünü sekiz yıl boyunca yeniden inşa etmesi olağanüstü bir hadisedir. Bekir Ağa bunu kahraman olmak için değil, doğru olanı yapmak için yapar. Bu yönüyle eser, modern bireyciliğin karşısına geleneksel Anadolu irfanını ortaya koyar.

Kitap boyunca Pinaduz köyü yalnızca bir mekân değildir. Ayakkabıcı Baba efsanesi, IV. Murad anlatıları, köy odalarındaki sohbetler ve çocukların hayal dünyası bunun en önemli göstergeleridir. İnsan hikâyelerle büyür. Nurullah Genç’in çocukluğu ise hikâyelerle örülmüş bir çocukluktur. Bu açıdan oldukça şanslı bir çocukluk geçirdiğini düşünüyorum.
Kişisel gelişim kitaplarında genellikle çeşitli teknikler anlatılır ve bu teknikler üzerinden bir farkındalık oluşturulmaya çalışılır. Bu kitapta ise Nurullah Genç, tipik kişisel gelişim anlatılarındaki “sen özelsin” yaklaşımından uzak durarak; çalışırsan, sabredersen, insanlara iyilik yaparsan ve kalbini temiz tutarsan başarabileceğini anlatır. Bu yönüyle kitabın yaklaşımı çok daha gerçekçi ve ayakları yere basan bir noktadadır. Geleneksel gibi görünse de bana kalırsa son derece sahici bir kitaptır.

Kitabı bitirdiğinizde Nurullah Genç ile ilgili aklınızda kalacak en belirgin özellik bence vefa olacaktır. Annesini, babasını, ailesini, dostlarını, öğretmenlerini, komşularını, akrabalarını ve hayatına dokunmuş hiç kimseyi unutmaz. Bu insanlarla belki kötü hatıraları da olmuş olsa bile onları o yönleriyle değil, hayatına kattıkları güzelliklerle hatırlar. “Ben yaptım” demek yerine “Beni onlar büyüttü” bakış açısıyla hareket eder. Bu nedenle kitap, basit bir başarı hikâyesinin ötesinde, hayatına dokunan insanlara yazılmış büyük bir teşekkür metni olarak da okunabilir.
Yukarıda belirttiğim gibi, kitabın bana göre eleştirilebilecek sınırlı sayıda yönü vardı. Bunların başında, birçok biyografide kahraman ile hayat arasında sert çatışmaların bulunmasına karşın, bu kitapta iyiliklerin ve güzel insanların ağırlığının daha fazla olması gelir. Bu durum umut verici olsa da bazı okurlarda dramatik gerilimin düşük olduğu hissini oluşturabilir.

Bu nokta dışında eser, son derece başarılı bir otobiyografik anlatı olarak değerlendirilebilir ve herkesin okumasını tavsiye edeceğim bir kitaptır. Kitabın başarılı olmasının en önemli nedenleri; kurgudan uzak olması, gerçek hikâyelere dayanması, geçmişimizden izler taşıması, fedakâr anne ve babaları anlatması ve her şeyden önemlisi “İnsan, insan sayesinde büyür.” mesajını güçlü bir şekilde vermesidir.
Bu kitabı yalnızca Nurullah Genç sevenlere değil; gençlere, anne ve babalara, kişisel gelişim ve farkındalık kitaplarını sevenlere, tasavvuf okurlarına, otobiyografik anlatı ve başarı hikâyelerinden hoşlananlara, öğretmenlere, liderlere, eğitimcilere, doğal ve samimi anlatım arayanlara ve en çok da insanları süslü cümlelerle motive etmeye çalışan kişisel gelişim kitaplarından yorulanlara tavsiye ederim. Bana göre bu eser, Anadolu insanının hafızası açısından da son derece kıymetli bir çalışmadır.

İncelememi, kitabın bana göre en kıymetli ve üzerinde en çok düşünülmesi gereken, aynı zamanda eserin özeti sayılabilecek cümlesiyle sonlandırmak istiyorum:
“Yardım etmek üzere uzandığınız her el, kendi elinizdir.”
Eğer bu cümle yalnızca kitabın değil, hayatın da merkezine yerleşebilseydi; belki gerçekten dünya artık kimsenin omuzlarında taşınmak zorunda kalmazdı.
Kitaba puanım: 9/10.
Yorumlar
Yorum Gönder