Ana içeriğe atla

Bahar Eriş - Boyun Eğmeyen Kadınlar(Dahice Dedikodular) İncelemem


Bahar Eriş ve Boyun Eğmeyen Kadınlar, yazardan okuduğum ilk kitaptı. Kitaba genel olarak baktığımda, yalnızca güçlü ve başarılı kadınları anlatmaktan ziyade daha fazla görünmez bırakılmış deha kadınların hikâyelerine odaklandığını söyleyebilirim.

Kitabın çıkış noktası oldukça çarpıcı bir sorgulamaya dayanıyor: “Deha” denildiğinde zihnimizde neden neredeyse hep erkek isimleri beliriyor?


Erkek egemen altyapı ve tarihsel konjonktür düşünüldüğünde bu durum ilk bakışta normalmiş gibi görünse de, kitabı okudukça görünmez bırakılan ya da erkeklerden çok daha büyük başarılara imza atan kadınların hiç de azımsanmayacak kadar fazla olduğunu açıkça görebiliyoruz. Bu soru yalnızca dilimize değil; tarih yazımına, eğitim anlayışımıza ve kolektif hafızamıza yöneltilmiş güçlü bir itiraz niteliği de taşıyor. Bahar Eriş, yıllardır OT dergisinde kaleme aldığı yazıları bir araya getirirken aslında eksik bırakılmış bir tarihin boşluklarını doldurmaya çalışıyor.

Ancak bu kitap, kadınları erkeklerle yarıştıran bir anlatı kurmuyor. Bunun yerine, aynı imkânlara sahip olsalardı insanlık tarihinin nasıl şekillenebileceğini düşündürüyor. Çünkü kimi zaman bir yetenek yok edilmez; yalnızca görünmez hâle getirilir. Bu konuya özellikle isimlerini erkek ismi yapmak zorunda kalan kadın yazarlardan fazlası ile aşinayız. 


Eriş’in en güçlü tercihlerinden biri de “deha” kavramını dar kalıpların dışına çıkarması. Kitap yalnızca Nobel kazanmış ya da dünya çapında tanınan isimlere odaklanmıyor. Otizmli bireylerden ruhsal mücadeleler veren sanatçılara, ileri yaşlarında üretmeye devam eden kadınlardan hayatı boyunca gölgede bırakılmış bilim insanlarına kadar çok farklı yaşam öykülerini aynı çatı altında buluşturuyor. Böylece zekânın yalnızca başarıyla değil, dirençle de ölçülebileceğini hissettiriyor.

Yirmi üç farklı kadının anlatıldığı bu derlemede ortak payda ün değil, mücadele. Suat Derviş’in kalemi, Frida Kahlo’nun acıyı sanata dönüştüren iradesi, Furuğ Ferruhzad’ın şiirindeki özgürlük tutkusu, Maryam Mirzakhani’nin matematiğe bıraktığı miras, Temple Grandin’in farklılığını avantaja dönüştüren bakışı ve daha niceleri… Her biri kendi alanında iz bırakmış olsa da onları aynı kitapta buluşturan asıl unsur, toplumun çizdiği sınırları kabul etmemeleri.


Kitapta beni en fazla etkileyen isimler ise Malala Yusufzay, Nergis Muhammedi, Françoise Gilot ve Maya Angelou oldu. Hatta bazı sayfalarda gözlerimin dolduğunu da saklamayacağım.

Malala’nın hikâyesi, eğitimin neden bazı otoriter zihinleri korkuttuğunu bir kez daha hatırlatıyor. Bir çocuğun elindeki kalemin kurşunlardan daha büyük bir tehdit olarak görülmesi, insanlığın en acı çelişkilerinden biri. Buna rağmen yaşadığı ağır saldırının ardından geri adım atmaması, cesaretin yaşla değil, inançla ilgili olduğunu gösteriyor.


Nergis Muhammedi ise kitabın en ağır yükünü taşıyan isimlerden biri. Hapishaneler, baskılar, yalnızlık ve ailesinden ayrı kalmanın acısı… Buna rağmen insan hakları mücadelesinden vazgeçmeyen duruşu yalnızca politik bir direniş değil, vicdanın en saf hâli olarak karşımıza çıkıyor. Onun bölümünü okurken gerçekten duygulandım. Çünkü bana göre burada anlatılan yalnızca bir aktivistin hikâyesi değil; bedeli ne olursa olsun insan onurunu savunmanın hikâyesiydi.

Françoise Gilot’un yaşamı ise bambaşka bir mücadeleyi temsil ediyor. Bazen görünmez olmak baskıyla değil, çok büyük bir ismin gölgesinde kalmakla başlıyor. Picasso’nun yanında yalnızca “onun sevgilisi” olarak anılmayı reddetmesi ve kendi sanat kimliğini inşa etmesi, kitabın en zarif direniş öykülerinden birine dönüşüyor.


Maya Angelou ise bana göre kitabın en iyileştirici sesi. Çocukluk travmalarını, suskunluğunu ve kırgınlıklarını edebiyata dönüştürerek milyonlarca insana umut olabilmiş olması, insan ruhunun yeniden ayağa kalkabilme gücünü gösteriyor. Bazı insanlar acılarından kaçar; bazıları ise onları başkalarının yolunu aydınlatan kelimelere dönüştürür. Angelou’nun hikâyesi tam olarak bunu anlatıyordu.

Bahar Eriş’in anlatımındaki en önemli özelliklerden biri, biyografileri kuru bilgi yığınlarına dönüştürmemesi. Her yaşam öyküsünde tarihsel arka plan kadar psikolojik katmanlar da hissediliyor. Okur yalnızca “Ne yaptı?” sorusunun cevabını değil, “Bunca engele rağmen nasıl vazgeçmedi?” sorusunun da izini sürüyor. Bu nedenle kitap zaman zaman akademik bir çalışma, zaman zaman ise ilham veren uzun bir sohbet hissi uyandırıyor.


Kitabın satır aralarında sürekli tekrar eden görünmez bir tema var: İnsanlık tarihi yalnızca adı kitaplara yazılanlarla kurulmadı. Adı unutulanların, susturulanların ve eserleri başkalarının hanesine yazılanların da bugünkü dünyada büyük payı var. Belki de en büyük adaletsizlik, başarısız olmak değil; başarılı olduğu hâlde tarihin seni görmemesidir.

Kitabı bitirdiğimde zihnimde kalan en güçlü duygu hayranlıktan çok hüzündü. Çünkü anlatılan hayatların çoğu, hak ettikleri değeri yaşarken görememişti. Ama aynı zamanda büyük bir umut da hissettim. Zira her hikâye, görünmez bırakılan bir ışığın bir gün mutlaka fark edileceğini gösteriyordu.


“Tarih, yalnızca en yüksek sesle konuşanların değil; bütün sessizliğe rağmen yolundan dönmeyenlerin de eseridir.”

Ve tam da bu yüzden Boyun Eğmeyen Kadınlar, yalnızca biyografilerden oluşan bir derleme değil; cesaretin, hafızanın ve geç de olsa yerine ulaşan adalet duygusunun edebî bir kaydı olarak okunmayı hak ediyor.

Kitapla ilgili tabii ki söyleyebileceğim bazı olumsuz noktalar da var: 

Bu anlatıların tamamı OT dergisinde yayımlanan yazılardan oluştuğu için kısa olmaları anlaşılabilir. Ancak kitaplaştırma sürecinde bazı biyografilerin en azından iki katı uzunluğa ulaştırılarak daha katmanlı ve derinlikli bir anlatıma dönüştürülmesini isterdim.


Bunun yanında bazı hikâyelerde duygusal yoğunluk oldukça başarılı yakalanmışken, benzer derecede etkileyici olması gereken bazı biyografiler daha yüzeysel kalmış. Karakterlerin kişilik özellikleri ve iç dünyaları biraz daha ön plana çıkarılabilirdi. Bu durum, okur ile anlatılan kadınlar arasında daha güçlü bir bağ kurulmasını sağlayabilirdi.

Yazarın ikinci kitabının geleceğini hem kendisinin ifade etmiş olması hem de kitabın yapısı nedeniyle bekliyorum. Bu nedenle daha fazla Türk kadınının hikâyesine de yer verilmesini isterdim. Özellikle Halide Edib Adıvar, Türkan Saylan, Gülten Akın, Sabiha Gökçen ve Leyla Erbil gibi pek çok önemli ismin bu seride mutlaka yer alması gerektiğini düşünüyorum. Bu beklentimi ikinci ve devam kitaplarına saklıyorum.


Ayrıca eserin temel amacı ilham vermek olsa da anlatılan kadınların yaşadığı dönemin toplumsal, siyasal ve kültürel koşullarına biraz daha fazla yer verilmesi, biyografileri tarihsel açıdan çok daha güçlü hâle getirebilirdi.

Bütün bunlara rağmen Boyun Eğmeyen Kadınlar, görünmeyen hayatları görünür kılan, ilham veren ve uzun süre hafızada kalan değerli bir çalışma.

Kitaba puanım 8.

Yorumlar

  1. Gerçekten çok değerli isimlere yer verilmiş kitapta... İncelemen, bu anlamda çok iyi. Yalnız ben 9 verirdim sanki?..

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Beyhan Budak - Hayat Acemileri İçin Yaşam Rehberi İncelemem

​ Beyhan Budak, kesinlikle ülkemiz çağdaş psikoloji alanının en çok duyduğu isimlerden birisi. Onu sadece sosyal medyada popüler videolar üreten bir isim olarak değerlendirmek yanlış olur. O herkesin bu kategoriyi anlaması aşamasında çok özel bir dil kullanıyor. Çünkü Budak’ın kurduğu dil, akademik psikolojinin klinik tonuyla gündelik hayatın kırılgan gerçekliği arasında bir köprü kuruyor. Özellikle günümüz insanının “iyi görünürken içten içe tükenme” hâlini anlatmadaki başarısı, onu klasik kişisel gelişim yazarlarından ayırıyor. O nedenle ben kişisel gelişim-psikoloji yazarı olarak kendimce onu tanımlıyorum.  Şimdi incelemesini yaptığım Hayat Acemileri İçin Yaşam Rehberi kitabı da tam olarak bu bahsettiğim dili kullanarak, psikolojik dayanıklılık, sınır koyma, bastırılmış duygular, geçmişe saplanıp kalma, duygusal hassasiyet ve insanın kendisiyle kurduğu problemli ilişki üzerine düşünürken; bunu akademik bir dil ile değil, gündelik hayatın içinden örneklerle yapıyor. Bu da ilk baş...

Hakan Günday - Az İncelemem

​ Hakan Günday, her ne kadar kendisi bu kategori yazarı olduğunu kabul etmese de yeraltı edebiyatının ülkemizdeki en önemli figürlerinden biridir. Hakan Günday edebiyatı denildiğinde genellikle aklımıza sert, şiddetli ve karanlık bir anlatım gelir. Ancak bu kitapta, okuru şaşırtacak ölçüde bir yumuşaklık ve romantik tınılar vardır. Kitap, yazarın henüz 24 yaşındayken kaleme aldığı, kültleşmiş eseri Kinyas ve Kayra ile genel şablon itibarıyla benzerlik gösterir: Yine iki ana karakter, iki ayrı hayat… Derda ve Derdâ. Bu karakterlere ilişkin bir değerlendirme yapıldığında, genellikle yaşanan olayların ilerleyen süreçte travmatik bir altyapı oluşturmasına alışkınız. Oysa bu romandaki karakterlerin kurucu belleklerinde dahi olumsuz duygular zaten mevcuttur; • Derdâ’nın cinsel şiddet sonrası bedenini metalaştırması, travmanın dışsallaştırılmasıdır. • Derda’nın annesinin cesedini parçalaması ise travmanın içselleştirilmiş ve somutlaştırılmış hâlidir. Her iki karakter de “ölümle” büyür...

Alex Schulman - Malma İstasyonu İncelemem

Alex Schulman şu an günümüz İsveç Edebiyatının en önemli 5 isminden birisi. Sadece yazar değil, gazeteci, blog yazarı ve televizyon ve radyo programcısı da aynı zamanda. Hatta kendi ülkesinde podcast dünyasında en tanınan isim. Babası TV yapımcısı ve gazeteci, annesi ise TV sunucusudur. Kariyerine film eleştirmeni olarak giriş yapmıştır. Daha sonra çevirmenlik ve köşe yazarlığı da yapmıştır. İsveç'in en önemli mizah sitesinin sahibidir. Podcastleri, İsveç Podcast Radyo Ödülleri En İyi Orijinal Kanal ve En İyi İsveç Kanalı ödüllerini kazanmıştır. 4 otobiyografik kitap yazmış ve hepsi de İsveç'te çok satanlar arasına girmiştir. 2020'de yayınlanan ilk romanı Hayatta Kalanlar ile Schulman, uluslararası ilk büyük çıkışını yapmıştır. Yayın hakları otuz üç ülkeye satılan ve dünya çapında büyük beğeni toplayan Hayatta Kalanlar, Alex Schulman'ı küresel sahnede dikkate alınması gereken bir edebi güç olarak konumlandırmıştır. Şu an incelemesini yaptığım kitabı ise şimdilik son kit...