Ana içeriğe atla

YALNIZLIĞIN ADI - FUZULİ

       
Mehmet Bin Süleyman'ı anlatacağım size.Bu ismi duyan birçok kişinin 'Kimdir bu kişi,nedir,necidir?' dediğini duyar gibiyim.Onlara tek bir cevabım var: 'İçimizden gelen biri,sizin de tanıdığınız biri.'.Bu kişi Oğuzların varlıklı,zengin anlamına gelen Bayat boyuna mensup,Yedi Ulu Ozandan birisi olan,Türk şiirini yazdıklarıyla önemli bir şekilde etkileyen ve Türk Divan şiirinin en önde gelen isimlerindendir. Hz Hüseyin ve yoldaşlarının şehit edildiği ve daha sonrada bu olayı yazacağı Kerbela'da yaşamış bu kişi Fuzuli'den başkası değildir.Fuzuli,Fazilet yani erdem kelimesinin kökü olan 'Fuzul' kelimesinden türeyen fazilet sahibi anlamına gelmektedir.Bu onun mahlasıdır.
         Ailesi göçebe bir yaşamı arkasında bırakmış ve günümüzde Irak topraklarında olan Kerbela'ya yerleşmişlerdir.Hayatı yoksulluk,bahtsızlık ve ilgisizlikle geçmiştir.Kendini geliştirme gayesi Fuzuli'nin hayatında her zaman önemli bir yer tutmuştur.İyi bir eğitim alabilmek için El Hilla şehrinde müftü olan babasından ve daha sonra da Rahmetullah adında bir hocadan eğitim görmüştür.Daha sonraki yaşamında İslami Bilimler ve Dil alanında iyi bir eğitim aldığı anlaşılmaktadır.Su kasidesinde yazdığı 'Ab-gundur günbed-i dewar rengi bilmezem','Ya muhit olmuş gözümden günbed-i deware su' diyerek astronomiye olan bilgisinin de iyi olduğunu da ortaya koymuştur.Prof.İskendar Pala'ya göre Fuzuli Din,Tıp,Tarih ve Astronomi konularında çok ileride bir kişidir.Bu onun bilimsel gayretini ön plana çıkarmaktadır.Yalnızlık duygusu sanatının ilham kaynağı olmuştur.
         16.yy'ın öncü ve kurucu şairlerinden olan Fuzuli, Azerice,Arapça ve Farsça divan şiirleri yazmıştır.O dönemde kullanılan dile göre daha sadece,anlaşılır bir dil seçmiş.Aynı zamanda halk deyişlerinden de yararlanmıştır.Prof.İlber Ortaylı'ya göre Fuzuli, Irak topraklarında Türk dilini yaşamasının nedenlerinden birisidir.Azeri toprakları Fuzuli'yi ilk başlarda benimsememişlerdir, daha sonraki dönemlerde kabullenmek zorunda kalmışlardır.Nedeni yazdığı dil ile çok geniş kitlelere ulaşmış olmasıdır.
        Şiirlerine konu olarak genellikle tasavvufi bir aşk, Ehli Beyte duyulan özlem ve ayrılık acısını yansıtmıştır.Yazdıklarında Allah'a kavuşma isteği kuvvetli olmuştur.Divan edebiyatında ilahi aşkı en çok işleyen şairdir.'Ya Rab Belayı Aşk ile kıl aşina beni,Bir Dem Belayı Aşktan etme cüda beni..' Derdi ve ıstırabı seven kişiliğe sahiptir.Bunu 'Aşk derdiyle hoşem el çek ilacımdan tabib Kılma derman kim helakım zehri dermanımdadır.'sözünden anlayabiliriz.Su Kasidesinde ise Peygamber aşkını kendine ait hoş üslubu ile kaleme dökmüştür.Duygu ve düşüncelerini çok içten,lirik ve yalın bir şekilde yansıtmasından dolayı Yunus Emre'nin izinden giden bir tarafı vardır.Geniş halk kitlelerine ulaşma nedenlerinden birsi de budur.
        Sıhhat u Maraz adında Tıp bilimleri ile ilgili kitabı vardır.Bu onun Tıp bilimine duyduğu merakı çok açık göstermektedir.
        1535 senesinde yazdığı Leyla ile Mecnun adlı manzum eserinde Arap efsanesine dayanan klasik bir aşk hikayesini kaleme almıştır.Bu hikaye mesnevi ve Türk diline yenilik getirmiştir.Bu mesneviyi Fuzuli bir istek üzerine yazmıştır.Kanuni'nin Bağdat'ı ele geçirmesinden sonra buradaki bilim ve sanat insanları Fuzuli'den bu türde bir eser yazmalarını istemişlerdir.Fuzuli eserine Bağdat valisi Süleyman Paşa'ya sunmuştur.'Bende Mecnun'dan füzun aşıklık isti'dadı var,aşık-ı sadık benem,Mecnun'un ancak adı var..!' Eleştirmen Doğan Hızlan'a göre bu eser kavuşamayan aşkı anlatan bir sembol haline gelmiştir.Bütün ulaşılamayanlar Leyla,bütün kalbi kırıklar Mecnun olmuştur.Bu eser Batıdaki Romeo ve Juliet gibi bir efsanedir.Tüm aşıkların atası,tüm aşk acısı çekenlerin ruh akrabası olmuştur.Filmlere,dizilere ve romanlara konu olmuştur.Prof Tevfik İsmailov'a göre bu eser dünyada aynı zamanda bir ilkede sahiptir.Bu ilk operasının 92 sene sahneden inmemiş olmasıdır.
        Fuzuli'nin şiiri politika ile birleştirme özelliği vardır.Ahmet Hamdi onunla ilgili 'Bireyselliği ile bir yerlere gelen ender şairlerdendir.'demiştir.Siyasi ve politik konularda korkusuz bir karaktere sahiptir.Estetik bütünlüğü olan ve yaşamın içindeki özgürlüğü dile getiren bir şairdir.En büyük hayallerinden biri İstanbul'a gelmektir.Bu konu ile ilgili Yahya Kemal'Kanuni en büyük hatasını Fuzuli'yi İstanbul'a getirmeyerek yaptı.'der.
        İran şiirinden Hafız,Türk şiirinden Nesimi ve Nevai'nin yolundan gitmiş ve kendisinden sonra gelen Divan şairlerini de etkilemiştir.
        1556 senesine geldiğimizde dönemin yaygın hastalıklarından biri olan veba veya koleradan öldüğü tahmin edilmektedir.İstanbul'a gitme düşü gerçekleşmeyen şairler şairi için Kerbela, son durak olmuştur.Mezarı da onun çileli yazgısından payına düşeni alacaktı.Yalnızlığı ölümünden sonra da peşini bırakmayacaktı.Kerbela'da olan türbesi yıllar yılı bakımsız kalmıştır.Irak ile Türkiye'nin anlaşması sonucu daha güzel bir türbe yapılması karara bağlanmış.Türbe yapılmadığı gibi bakımsız olan türbede yıkılmıştır.İçerideki kemikleri bir torbaya doldurularak uzun yıllar duvara asmışlardır.
        Fuzuli'nin Su Kasidesi'nde bir vasiyeti vardı.Bu vasiyet ise 'Hz Muhammed'in kabrine, kendi mezarından alınacak toprakla yapılmış bir testiyle su dökülmesi' idi.Sivas'ın Şarkışla ilçesindeki Şarkışla Lisesi öğrencileri onun bu vasiyetini 450 yıl sonra gerçekleştirdi.

Yorumlar

  1. Güzel, ama kişinin yazdığı şiirlerin hiç olmazsa listesini de ekleseydin. Güzel şiirlerinden bir kaç adet ekleme yapsaydın. Yine de teşekkürler....

    YanıtlaSil
  2. çok güzel ve akıcı bir anlatım.fuzilinin kim olduğunu tam olarak b,ilmiyordum.öğrenmiş oldum teşekkür ederim admin

    YanıtlaSil
  3. Çok başarılı tşk.ler....

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Alex Schulman - Malma İstasyonu İncelemem

Alex Schulman şu an günümüz İsveç Edebiyatının en önemli 5 isminden birisi. Sadece yazar değil, gazeteci, blog yazarı ve televizyon ve radyo programcısı da aynı zamanda. Hatta kendi ülkesinde podcast dünyasında en tanınan isim. Babası TV yapımcısı ve gazeteci, annesi ise TV sunucusudur. Kariyerine film eleştirmeni olarak giriş yapmıştır. Daha sonra çevirmenlik ve köşe yazarlığı da yapmıştır. İsveç'in en önemli mizah sitesinin sahibidir. Podcastleri, İsveç Podcast Radyo Ödülleri En İyi Orijinal Kanal ve En İyi İsveç Kanalı ödüllerini kazanmıştır. 4 otobiyografik kitap yazmış ve hepsi de İsveç'te çok satanlar arasına girmiştir. 2020'de yayınlanan ilk romanı Hayatta Kalanlar ile Schulman, uluslararası ilk büyük çıkışını yapmıştır. Yayın hakları otuz üç ülkeye satılan ve dünya çapında büyük beğeni toplayan Hayatta Kalanlar, Alex Schulman'ı küresel sahnede dikkate alınması gereken bir edebi güç olarak konumlandırmıştır. Şu an incelemesini yaptığım kitabı ise şimdilik son kit...

Hakan Günday - Az İncelemem

​ Hakan Günday, her ne kadar kendisi bu kategori yazarı olduğunu kabul etmese de yeraltı edebiyatının ülkemizdeki en önemli figürlerinden biridir. Hakan Günday edebiyatı denildiğinde genellikle aklımıza sert, şiddetli ve karanlık bir anlatım gelir. Ancak bu kitapta, okuru şaşırtacak ölçüde bir yumuşaklık ve romantik tınılar vardır. Kitap, yazarın henüz 24 yaşındayken kaleme aldığı, kültleşmiş eseri Kinyas ve Kayra ile genel şablon itibarıyla benzerlik gösterir: Yine iki ana karakter, iki ayrı hayat… Derda ve Derdâ. Bu karakterlere ilişkin bir değerlendirme yapıldığında, genellikle yaşanan olayların ilerleyen süreçte travmatik bir altyapı oluşturmasına alışkınız. Oysa bu romandaki karakterlerin kurucu belleklerinde dahi olumsuz duygular zaten mevcuttur; • Derdâ’nın cinsel şiddet sonrası bedenini metalaştırması, travmanın dışsallaştırılmasıdır. • Derda’nın annesinin cesedini parçalaması ise travmanın içselleştirilmiş ve somutlaştırılmış hâlidir. Her iki karakter de “ölümle” büyür...

Şermin Yaşar - Altı Harfli Bir Tatlı İncelemem

​ Kitabın incelemesine, bunun Şermin Yaşar’dan okuduğum ilk kitap olduğunu belirterek başlamak istiyorum. Şermin Yaşar, özellikle hikâye ve çocuk kitapları bağlamında aklımda yer etmiş; Anne Müzesi ve Kelime Müzesi projelerini ise bir Ankara aşığı olarak son derece değerli ve anlamlı bulduğum, zihnimde nahif bir portre çizen bir yazar. Ayrıca oldukça popüler bir isim olmasına rağmen kalabalıklardan, televizyonlardan, programlardan ve söyleşilerden mümkün olduğunca uzak durması, onu benim için daha da merak edilir kılıyor. Kitap, daha ilk satırlardan itibaren nahif bir zihnin ürünü olduğunu hissettiriyor. Roman dünyasında sıkça ele alınan aile temasını, çok farklı bir pencereden ele alıyor. Dramatik bir anlatıdan ziyade, daha iç burkan, daha sessiz ama bir o kadar da sarsıcı bir meseleyi irdeliyor. Son dönem romanlarda özellikle hoşuma giden bir bakış açısını burada da görmek mümkün: Yüksek sesle bağırmayan, acısını içine atan, sessiz kalan ama hakkını da aramaktan vazgeçmeyen kadınları...