Ana içeriğe atla

ERKEN AYRILAN ADAM - STIEG LARSSON

       
Polisiye kitap okumayı seviyorsanız son dönemde bu işi çok başarılı yapabilen yazarların azlığı sizinde dikkatinizi çekiyordur.Özellikle Türk yazarlardan bu konu ile ilgili çok başarılı insanların sayısı bir elin parmağını geçmez.Bu işte başarılılara örnek hiç düşünmeden Sevil Atasoy, Osman Aysu, Ahmet Ümit, Pınar Kür verilebilir.Dünyada ise bu işi çok başarılı bir şekilde yapan kişiler Harlan Coben, Tess Gerritsen, J.C.Grange, Sherlock Holmes'in yaratıcısı A.C.Doyle, Dan Brown örnek verilebilir.Size bu işi çok kısa bir dönem yapmış olmasına rağmen adını tüm dünyaya duyuran ve kısa edebiyat hayatına birçok ilkler katan İsveçli bir yazardan bahsedeceğim.Kazandığı ünü yaşayamayan birinden.Stieg Larsson'dan.
Stieg Larsson

        Araştırmalarımı yapmaya öncelikle onun arkadaşları ve yakın dostlarından başladım.Bunlardan birkaçı Anna-Lena Lodenius, Mikael Ekman, Cecillia Englund, Mary Blomquist.
       Tam adı Karl Stig-Erland Larsson'dur.15 Ağustos 1954 İsveç Skelleftehamn'da doğmuştur.Aşırı sağcı ve ırkçılığa karşı bir ailenin yanında büyüdüğü için o da onlar gibi bir düşünce yapısına sahip olmuştur.Küçüklük günleri çok haraketli geçen Stieg, arkadaşları tarafından çok sevilen bir çocuk olmuştur.Arkadaşları ile birlikte birgün Umea'nın ormanlık alanında günün geç saatlerinde gezinirken olgun bir adamın kendi yaşıtlarından olan bir kıza tecavüz etmesini hiçbir zaman unutamayacaktır ve bu olay yazdıklarının alt yapısını oluşturacaktır.Yazdıklarında kadın hakları,demokrasi ve insanlık konularının yatmasının temelinde bu olay vardır.Aynı zamanda tüm ülkeler arasında en fazla tecavüz olaylarının yaşandığı ülkenin İsveç olduğu bilinmektedir.Yılda her 100 bin İsveçliden 46'sı cinsel saldırı ve tecavüz suçu ile ilgili polise gitmektedir.
        Stieg, 1982'de antifaşist bir dergi olan Seachlight'da çalıştı.Hill-stiflgen adından bir vakıf kurulmasında ön planda yer aldı.Sonradan bu vakıf Expo olarak değiştirildi.Expo'da sonraki dönemlerde editörlükte yapmıştır.
        1977 ve 1999 yılları arasında grafik tasarımcısı olarak çalıştı.Bu dönemde aynı zamanda fotoğrafçılıkla da ilgilenmiştir.Tratskism Sosyalist Partisi'nde aktif olarak yer aldı ve sonradan partiden ayrıldı.
        Anna-Lena Lodenius ile birlikte aşırı sağ, Mikael Ekman ile birlikte ise İsveçli Demokratlar-Ulusal harekat adlı kitaplar yazmıştır.Bu olayla birlikte İsveçli Demokrat yazarların arasına adını yazdırdı.
         Ölmeden önce tamamlanan 3 tane polisiye romanı vardır.Bunlar Milenyum Serisi olarak adlandırılır.Bunlardan ilki olan Ejderha Dövmeli Kız Ağustos 2005'te, ikincisi olan Ateşle Oynayan Kız Haziran 2006'da ve sonuncusu Arı Kovanına Çomak Sokan Kız Mayıs 2007'de ilk olarak piyasaya çıkmıştır.Bu kitaptaki baş karakter Lisbeth Salander'i yazarken yeğeninden etkilenerek oluşturduğu bilinmektedir.2011'in Kasım ayına gelindiğinde bu seri 65 milyondan fazla satarak İsveç'te gelmiş geçmiş en çok satan olmuştur.Aynı zamanda 2008'de Dünyada Khaled Hosseini'den sonra en fazla satan 2. yazar olmuştur.

         Öldüğü dönem serinin 4.kitabını da büyük ölçüde yazmıştır.Kitabını çıkaracağına tam karar verememiştir.Ölümünden hemen önce 'Emeklilik' adındaki bir röportajında bunu belirtmiştir.
        Her ölüm erkendir bu doğru.İşte onun ölümü de buna bir örnektir.Meşhurluğu, parayı yaşayamadan ölmüştür.9 Kasım 2004'de kalp krizi sonucu hayatını kaybetmiştir.Bu ölüm birçok karışıklığı da beraberinde getirmiştir.Bunun nedeni herhangi bir vasiyetinin olmamış olmasıdır.Eva Gabrielsson ile birlikte yaşayan Stieg, yaşadığı dönemde finansal varlığını, mirasını, edebi metinlerini ona bırakmak istemiş ama tüm kazancı babası ve kardeşine bırakılmıştır.Eva'ya yalnızca serinin 320 sayfa yazıp bıraktığı 4.kitabı ve Stieg'in bilgisayarı kalmıştır.Bu kitabın ismi de 'Tanrı'nın İntikamı'dır.
Eva Gabrielsson ile birlikte

         Milenyum serisini ilk önce Piratförlaget adlı şirket almış ama daha sonra Norstedts Förlag bunu 2004'de yayınlamaya karar vermiştir.Bu kitabın hakları şuan da Moggliden AB adlı şirkete aittir.Bu şirket Stieg Larsson'u yaşatmayı kendisine miras olarak gördüğünü belirtmiştir.
         Ölümünden sonra çeşitli yazarlar ve eleştirmenler onla ilgili yazılar yazmış, çocukluk ve aile ilişkilerinin bozuk olduğunu belirtmiştir.Bu yazıların böyle bir hayatın sonucu ortaya çıktığı belirtmişlerdir.9 ile 21 yaşları arasında yaşadığı Umea şehri tarafından ona Onursal vatandaşlık verilmiştir.Bu ödül kardeşi Joakim ve babası Earland tarafından kabul edilmiştir.Ölümünden sonra birçok ülke tarafından onun adına ödüller verilmiştir.
Ejderha Dövmeli Kız - Lisbeth Salander karakteri
         Serinin filmi ilk önce Michael Nyqvist ve Noomi Rapace'nin başrollerini paylaştığı İsveç yapımı, daha sonra da Dünya'nın sayılı yönetmenlerinden Fight Club'ın da yönetmeni olan David Fincher tarafından, Daniel Craig ve Rooney Mara'nın da başrollerinde oynadığı Amerikan yapımı olarak çekilmiştir.Rooney Mara bu filmde, Lisbeth Salander karakteriyle en iyi kadın oyuncu Oscar'ını kazanmıştır.

Yorumlar

  1. Güzel bir çalışma olmuş.

    YanıtlaSil
  2. Çok güzel bilgiler edindim yazilarinizin devamini ilgiyle bekliyorum. Bu eserleri biliyoruz ama yazar hakkında bilgim yoktu. Aydınlattığınız için teşekkürler...

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Alex Schulman - Malma İstasyonu İncelemem

Alex Schulman şu an günümüz İsveç Edebiyatının en önemli 5 isminden birisi. Sadece yazar değil, gazeteci, blog yazarı ve televizyon ve radyo programcısı da aynı zamanda. Hatta kendi ülkesinde podcast dünyasında en tanınan isim. Babası TV yapımcısı ve gazeteci, annesi ise TV sunucusudur. Kariyerine film eleştirmeni olarak giriş yapmıştır. Daha sonra çevirmenlik ve köşe yazarlığı da yapmıştır. İsveç'in en önemli mizah sitesinin sahibidir. Podcastleri, İsveç Podcast Radyo Ödülleri En İyi Orijinal Kanal ve En İyi İsveç Kanalı ödüllerini kazanmıştır. 4 otobiyografik kitap yazmış ve hepsi de İsveç'te çok satanlar arasına girmiştir. 2020'de yayınlanan ilk romanı Hayatta Kalanlar ile Schulman, uluslararası ilk büyük çıkışını yapmıştır. Yayın hakları otuz üç ülkeye satılan ve dünya çapında büyük beğeni toplayan Hayatta Kalanlar, Alex Schulman'ı küresel sahnede dikkate alınması gereken bir edebi güç olarak konumlandırmıştır. Şu an incelemesini yaptığım kitabı ise şimdilik son kit...

Hakan Günday - Az İncelemem

​ Hakan Günday, her ne kadar kendisi bu kategori yazarı olduğunu kabul etmese de yeraltı edebiyatının ülkemizdeki en önemli figürlerinden biridir. Hakan Günday edebiyatı denildiğinde genellikle aklımıza sert, şiddetli ve karanlık bir anlatım gelir. Ancak bu kitapta, okuru şaşırtacak ölçüde bir yumuşaklık ve romantik tınılar vardır. Kitap, yazarın henüz 24 yaşındayken kaleme aldığı, kültleşmiş eseri Kinyas ve Kayra ile genel şablon itibarıyla benzerlik gösterir: Yine iki ana karakter, iki ayrı hayat… Derda ve Derdâ. Bu karakterlere ilişkin bir değerlendirme yapıldığında, genellikle yaşanan olayların ilerleyen süreçte travmatik bir altyapı oluşturmasına alışkınız. Oysa bu romandaki karakterlerin kurucu belleklerinde dahi olumsuz duygular zaten mevcuttur; • Derdâ’nın cinsel şiddet sonrası bedenini metalaştırması, travmanın dışsallaştırılmasıdır. • Derda’nın annesinin cesedini parçalaması ise travmanın içselleştirilmiş ve somutlaştırılmış hâlidir. Her iki karakter de “ölümle” büyür...

Şermin Yaşar - Altı Harfli Bir Tatlı İncelemem

​ Kitabın incelemesine, bunun Şermin Yaşar’dan okuduğum ilk kitap olduğunu belirterek başlamak istiyorum. Şermin Yaşar, özellikle hikâye ve çocuk kitapları bağlamında aklımda yer etmiş; Anne Müzesi ve Kelime Müzesi projelerini ise bir Ankara aşığı olarak son derece değerli ve anlamlı bulduğum, zihnimde nahif bir portre çizen bir yazar. Ayrıca oldukça popüler bir isim olmasına rağmen kalabalıklardan, televizyonlardan, programlardan ve söyleşilerden mümkün olduğunca uzak durması, onu benim için daha da merak edilir kılıyor. Kitap, daha ilk satırlardan itibaren nahif bir zihnin ürünü olduğunu hissettiriyor. Roman dünyasında sıkça ele alınan aile temasını, çok farklı bir pencereden ele alıyor. Dramatik bir anlatıdan ziyade, daha iç burkan, daha sessiz ama bir o kadar da sarsıcı bir meseleyi irdeliyor. Son dönem romanlarda özellikle hoşuma giden bir bakış açısını burada da görmek mümkün: Yüksek sesle bağırmayan, acısını içine atan, sessiz kalan ama hakkını da aramaktan vazgeçmeyen kadınları...