Ana içeriğe atla

Alex Schulman - Hayatta Kalanlar İncelemem

Alex Schulman'ın Malma İstasyonu kitabı okuduktan sonra bu kitabını da kesinlikle okumalıyım dedim. Sanırım yakın zamanda çıkmış, ancak hala ülkemizde raflarda yerini almamış bir kitabı daha mevcutmuş. O da inşallah en kısa zamanda çevirilir. Bu kitabını da okuyarak Alex Schulman'ın Türkiye'de yayınlanan tüm kitaplarını da okumuş bulundum, hayran olmaya başlamış olabilirim.

Schulman'dan diğer incelememde uzun uzun bahsettim, o nedenle direkt kitaba giriş yapacağım; bu kitapta da yine bir aile dramı var. Malma İstasyonunda kuşaklar arası bir aile dramı varken, bundaki dram bir aile içinde gerçekleşiyor. İki kitabın da ilk göze çarpan ortak noktası zamansal geçiş konusunda karşımıza çıkıyor. Bu kitapta da geçmiş ve şimdiki zamanda yolculuk halindeyiz. 3 erkek kardeş olan Nils, Benjamin ve Pierre'in annelerinin ölümünün ardından zaman dilimimiz kitapta şekilleniyor.

Şimdiki zaman diliminde sondan başa doğru olayların neden bu noktaya geldiğini okuyoruz. Bu da okuyucuyu içeride diri tutuyor. Geçmiş zamanda ailenin çocukluk dönemindeki hikayelerine gidiyoruz.

Malma İstasyonundaki ile benzer bir karakter yine var. Örneğin; anlatıcı olan ortanca çocuk sessiz bir karakter. Sessizliğin üzerine kurulu kitaplar beni derinden oldum olası sarsar, özellikle de bu durum ustaca yazılmış ise.

Çocukluk travması yine kitapta belirgin bir şekilde Malma İstasyonu ile aynı şekilde yine karşımıza çıkıyor. Kitapta geçmiş travmanın yarattığı etki neticesinde bulanık zihni olan ve güven vermeyen bir anlatıcı var, bu başka kitaplarda da var mı tabii bilemiyorum ancak bana özel geldi. Benjamin kitapta bir çok şeyi kendi bildiği gibi anlatıyor, gerçekte olduğu gibi değil. Bu çok sık karşılaştığım bir metod olmadığından Schulman'a üstesinden geldiğinden için ciddi bir saygı duydum.

Kitaptaki aile sıradan bir aile olarak bilerek bence seçilmiş, bu şekilde gerçekçiliği de kitabın artmış. Görünürde normal olan bu ailenin derinliğinde birçok aileyi yakıp yıkan alkol, sevgisizlik, ihmaller, iç rekabet, cezalandırma, yabancılaşma gibi derin ve kapanmayacak yaralar var.

Yine kitabın adı da çok iyi seçilmiş: "Hayatta Kalmak" . Bu kavram sadece fiziksel hayatta kalmayı değil; aynı zamanda psikolojik olarak, iz bırakarak, iç dünya ile mücadele ederek de hayatta kalmayı ifade ediyor.

Sonu biliyorum diye okuyan okuyucu yer yer sıkılabilir ve hikayenin bağlanış şekli de birilerini tatmin etmeyebilir.

Kitaba puanım 9.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Alex Schulman - Malma İstasyonu İncelemem

Alex Schulman şu an günümüz İsveç Edebiyatının en önemli 5 isminden birisi. Sadece yazar değil, gazeteci, blog yazarı ve televizyon ve radyo programcısı da aynı zamanda. Hatta kendi ülkesinde podcast dünyasında en tanınan isim. Babası TV yapımcısı ve gazeteci, annesi ise TV sunucusudur. Kariyerine film eleştirmeni olarak giriş yapmıştır. Daha sonra çevirmenlik ve köşe yazarlığı da yapmıştır. İsveç'in en önemli mizah sitesinin sahibidir. Podcastleri, İsveç Podcast Radyo Ödülleri En İyi Orijinal Kanal ve En İyi İsveç Kanalı ödüllerini kazanmıştır. 4 otobiyografik kitap yazmış ve hepsi de İsveç'te çok satanlar arasına girmiştir. 2020'de yayınlanan ilk romanı Hayatta Kalanlar ile Schulman, uluslararası ilk büyük çıkışını yapmıştır. Yayın hakları otuz üç ülkeye satılan ve dünya çapında büyük beğeni toplayan Hayatta Kalanlar, Alex Schulman'ı küresel sahnede dikkate alınması gereken bir edebi güç olarak konumlandırmıştır. Şu an incelemesini yaptığım kitabı ise şimdilik son kit...

Hakan Günday - Az İncelemem

​ Hakan Günday, her ne kadar kendisi bu kategori yazarı olduğunu kabul etmese de yeraltı edebiyatının ülkemizdeki en önemli figürlerinden biridir. Hakan Günday edebiyatı denildiğinde genellikle aklımıza sert, şiddetli ve karanlık bir anlatım gelir. Ancak bu kitapta, okuru şaşırtacak ölçüde bir yumuşaklık ve romantik tınılar vardır. Kitap, yazarın henüz 24 yaşındayken kaleme aldığı, kültleşmiş eseri Kinyas ve Kayra ile genel şablon itibarıyla benzerlik gösterir: Yine iki ana karakter, iki ayrı hayat… Derda ve Derdâ. Bu karakterlere ilişkin bir değerlendirme yapıldığında, genellikle yaşanan olayların ilerleyen süreçte travmatik bir altyapı oluşturmasına alışkınız. Oysa bu romandaki karakterlerin kurucu belleklerinde dahi olumsuz duygular zaten mevcuttur; • Derdâ’nın cinsel şiddet sonrası bedenini metalaştırması, travmanın dışsallaştırılmasıdır. • Derda’nın annesinin cesedini parçalaması ise travmanın içselleştirilmiş ve somutlaştırılmış hâlidir. Her iki karakter de “ölümle” büyür...

Şermin Yaşar - Altı Harfli Bir Tatlı İncelemem

​ Kitabın incelemesine, bunun Şermin Yaşar’dan okuduğum ilk kitap olduğunu belirterek başlamak istiyorum. Şermin Yaşar, özellikle hikâye ve çocuk kitapları bağlamında aklımda yer etmiş; Anne Müzesi ve Kelime Müzesi projelerini ise bir Ankara aşığı olarak son derece değerli ve anlamlı bulduğum, zihnimde nahif bir portre çizen bir yazar. Ayrıca oldukça popüler bir isim olmasına rağmen kalabalıklardan, televizyonlardan, programlardan ve söyleşilerden mümkün olduğunca uzak durması, onu benim için daha da merak edilir kılıyor. Kitap, daha ilk satırlardan itibaren nahif bir zihnin ürünü olduğunu hissettiriyor. Roman dünyasında sıkça ele alınan aile temasını, çok farklı bir pencereden ele alıyor. Dramatik bir anlatıdan ziyade, daha iç burkan, daha sessiz ama bir o kadar da sarsıcı bir meseleyi irdeliyor. Son dönem romanlarda özellikle hoşuma giden bir bakış açısını burada da görmek mümkün: Yüksek sesle bağırmayan, acısını içine atan, sessiz kalan ama hakkını da aramaktan vazgeçmeyen kadınları...