Ana içeriğe atla

Yekta Kopan - Belki Yaz Erken Gelir İncelemem


Yaptığım araştırmalarda, bu kitabın Yekta Kopan’ın hikâye anlatıcılığı açısından bir dönüm noktası olduğu, olgunluk dönemi eseri olarak kabul edildiği yönünde pek çok yorumla karşılaştım. Ben ise Yekta Kopan’ı ilk kez bu kitapla okuduğum için bu konuda bir karşılaştırma yapamayacağım. Ancak şunu rahatlıkla söyleyebilirim: Belki Yazar Erken Gelir, gündelik hayatın sıradan anlarını sade ama etkileyici bir biçimde anlatıyor. Anlatım dili oldukça tatmin edici; üstelik hikâye okumayı pek sevmeyen biri olarak kitabı hiç sıkılmadan bitirebildim.


Biraz Yekta Kopan’dan bahsetmek istiyorum. Onu ilk olarak, gecenin üçünde yayınlanan Oscar Ödül Törenleri’nden tanıyorum. O dönemlerdeki yorumları, entelektüel duruşu ve sinema kültürüyle, bir filmsever olarak her zaman saygı duyduğum bir isimdi. Sonra, tıpkı birçok kişi gibi, onu “Şimşek McQueen” ya da “Sid” seslendirmeleriyle tanıdım. Meğer çocukluğumun belleği tamamen onun sesiyle örülmüş! “Şirinler”deki Güçlü Şirin, Geleceğe Dönüş’te Marty McFly, Esaretin Bedeli’nde Tim Robbins, Maske ve Budala Dedektif’te Jim Carrey, Dövüş Kulübü’nde Tyler Durden… Hepsi Yekta Kopan’mış.




Kendime yalnızca bir konuda kızıyorum: Onun bir yazar olduğunu ancak iki yıl önce öğrendim. Böylesine güçlü bir öykü yazarını yıllarca tanımamış olmak gerçekten üzücü. Arkadaşlarıma adını söylediğimde genellikle “O kim ya?” tepkisini alıyorum. Fakat birkaç saniye sonra “Hanım hanım, onlar benim yavrularım!” dediğimde hemen yüzlerinde bir tebessüm beliriyor. Sanki kendi kendime bir misyon edindim: Yekta Kopan’ı sadece sesiyle değil, kalemiyle de tanıtmak. Çünkü o, edebiyat dünyasında çok daha fazla hak ettiği yeri bulmalı.


Bu incelemede Kopan’ın sunuculuk ve seslendirme yönlerinden ziyade edebi kişiliğine odaklanmak istiyorum. Kendisiyle bir etkinlikte tanışma fırsatım oldu; yalnızca üç dakikalık bir sohbetti ama “ilk izlenim önemlidir” derler ya — gerçekten mütevazı, samimi ve sıcak bir insandı.




Ankara doğumlu oluşu, bir Ankaralı olarak bende ayrı bir sempati yarattı. Ailesinden gelen sanatsal birikim, onun edebiyat dünyasına girişini de doğal olarak kolaylaştırmış olmalı.


2007’de yayımlanan Karbon Kopya adlı öykü kitabı, aynı yıl Dünya Kitap Yılın Telif Kitabı Ödülü’nü kazandı. Aşk Mutfağından Yalnızlık Tarifleri adlı kitabı, 2002 Sait Faik Hikâye Armağanı’na; Bir de Baktım Yoksun ise 2010’da hem Haldun Taner Öykü Ödülü’ne hem de Yunus Nadi Öykü Ödülü’ne değer görüldü. Bu ödüller, onun öykücülükteki ustalığını açıkça gösteriyor.




Belki Yazar Erken Gelir’de dikkatimi çeken en belirgin özellik, iç ses kullanımına ve sessizliğin gücüne yaptığı vurgu oldu. Bu onun özgün anlatım biçimi olabilir. Kopan, zaman zaman varoluşçu bir zeminde kendi benliğini arayan karakterler yaratıyor; bu yönünü oldukça sevdim.


Sinema birikimini, öykülerin geçişlerinde sezmek mümkün. Cümlelerinde gösteriş yok; “vay be, ne alıntıymış” dedirtmiyor ama duygu geçişini ustalıkla hissettiriyor. Bu da bence yeterli bir başarı. Dili sade ama zarif; samimi, doğal ve bizden biri gibi anlatıyor.




Yekta Kopan’ın bir diğer karakteristik yönü de iletişimsizlik teması. İnsanlar bazen en çok söylemek istediklerini susarlar; en derin yaralar da o sessizlikten doğar. Kopan’ın hikâyelerinde bu sessizlik, duygusal zemini güçlendiren bir unsur hâline geliyor.


Ben kitabı, “yüzleşme” ve “bekleyiş” kitabı olarak yorumladım. Merkezde, geçmişin ağırlığını sırtında taşıyan bir yazar figürü var. Bu karakter, hem yazdıklarıyla hem de yazamadıklarıyla hesaplaşıyor. Sessizlik, burada da en büyük ifade biçimi hâline geliyor. Kopan, yaşamla yazma arasındaki o ince çizgiyi yürüyen herkesin hikâyesini anlatıyor.




Son sayfayı kapattığınızda hissedilen duygu şu oluyor:

Belki yazar erken gelir ama anlam, her zaman biraz geç gelir.


Kitaba puanım 7.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Alex Schulman - Malma İstasyonu İncelemem

Alex Schulman şu an günümüz İsveç Edebiyatının en önemli 5 isminden birisi. Sadece yazar değil, gazeteci, blog yazarı ve televizyon ve radyo programcısı da aynı zamanda. Hatta kendi ülkesinde podcast dünyasında en tanınan isim. Babası TV yapımcısı ve gazeteci, annesi ise TV sunucusudur. Kariyerine film eleştirmeni olarak giriş yapmıştır. Daha sonra çevirmenlik ve köşe yazarlığı da yapmıştır. İsveç'in en önemli mizah sitesinin sahibidir. Podcastleri, İsveç Podcast Radyo Ödülleri En İyi Orijinal Kanal ve En İyi İsveç Kanalı ödüllerini kazanmıştır. 4 otobiyografik kitap yazmış ve hepsi de İsveç'te çok satanlar arasına girmiştir. 2020'de yayınlanan ilk romanı Hayatta Kalanlar ile Schulman, uluslararası ilk büyük çıkışını yapmıştır. Yayın hakları otuz üç ülkeye satılan ve dünya çapında büyük beğeni toplayan Hayatta Kalanlar, Alex Schulman'ı küresel sahnede dikkate alınması gereken bir edebi güç olarak konumlandırmıştır. Şu an incelemesini yaptığım kitabı ise şimdilik son kit...

Hakan Günday - Az İncelemem

​ Hakan Günday, her ne kadar kendisi bu kategori yazarı olduğunu kabul etmese de yeraltı edebiyatının ülkemizdeki en önemli figürlerinden biridir. Hakan Günday edebiyatı denildiğinde genellikle aklımıza sert, şiddetli ve karanlık bir anlatım gelir. Ancak bu kitapta, okuru şaşırtacak ölçüde bir yumuşaklık ve romantik tınılar vardır. Kitap, yazarın henüz 24 yaşındayken kaleme aldığı, kültleşmiş eseri Kinyas ve Kayra ile genel şablon itibarıyla benzerlik gösterir: Yine iki ana karakter, iki ayrı hayat… Derda ve Derdâ. Bu karakterlere ilişkin bir değerlendirme yapıldığında, genellikle yaşanan olayların ilerleyen süreçte travmatik bir altyapı oluşturmasına alışkınız. Oysa bu romandaki karakterlerin kurucu belleklerinde dahi olumsuz duygular zaten mevcuttur; • Derdâ’nın cinsel şiddet sonrası bedenini metalaştırması, travmanın dışsallaştırılmasıdır. • Derda’nın annesinin cesedini parçalaması ise travmanın içselleştirilmiş ve somutlaştırılmış hâlidir. Her iki karakter de “ölümle” büyür...

Şermin Yaşar - Altı Harfli Bir Tatlı İncelemem

​ Kitabın incelemesine, bunun Şermin Yaşar’dan okuduğum ilk kitap olduğunu belirterek başlamak istiyorum. Şermin Yaşar, özellikle hikâye ve çocuk kitapları bağlamında aklımda yer etmiş; Anne Müzesi ve Kelime Müzesi projelerini ise bir Ankara aşığı olarak son derece değerli ve anlamlı bulduğum, zihnimde nahif bir portre çizen bir yazar. Ayrıca oldukça popüler bir isim olmasına rağmen kalabalıklardan, televizyonlardan, programlardan ve söyleşilerden mümkün olduğunca uzak durması, onu benim için daha da merak edilir kılıyor. Kitap, daha ilk satırlardan itibaren nahif bir zihnin ürünü olduğunu hissettiriyor. Roman dünyasında sıkça ele alınan aile temasını, çok farklı bir pencereden ele alıyor. Dramatik bir anlatıdan ziyade, daha iç burkan, daha sessiz ama bir o kadar da sarsıcı bir meseleyi irdeliyor. Son dönem romanlarda özellikle hoşuma giden bir bakış açısını burada da görmek mümkün: Yüksek sesle bağırmayan, acısını içine atan, sessiz kalan ama hakkını da aramaktan vazgeçmeyen kadınları...