Ana içeriğe atla

Georgi Gospodinov - Bahçıvan ve Ölüm İncelemem


Georgi Gospodinov; yazar, şair ve oyun yazarıdır. Zaman Sığınağı adlı eseriyle Uluslararası Booker Ödülü’nü ve Strega Avrupa Ödülü’nü kazanmış; Üzüntünün Fiziği ise Jan Michalski ve Angelus Ödülleri’ne layık görülmüştür. Eserleri bugüne dek 25 dile çevrilmiştir.

Gospodinov’un yazınsal tarzı, yakın dönem Avrupa’nın kolektif kaygılarını merkeze alan karmaşık anlatılar üzerine kuruludur. İncelemesini yaptığım bu kitapta da aynı yaklaşımı açıkça görmek mümkündür. Yazarın bilinçli olarak tercih ettiği bu karmaşık anlatım biçimi, okura yalnızca bir hikâye sunmaz; aynı zamanda travmatik ve duygusal sürecin bir parçasıymış hissi uyandırır. Bu durum, Gospodinov’un gerçeklik algısına bizi çeken en önemli nedenlerden biri olarak değerlendirilebilir.


Şiirsel dili ve ironiyi ustalıkla kullanması da onu çağdaş yazarlar arasında ayıran belirgin özelliklerdendir.

Gospodinov, kendi öz babasını 20 Aralık 2023’te kanser nedeniyle kaybetmiştir. 2024 tarihli Bahçıvan ve Ölüm adlı kitabı, bu kişisel, unutulmaz ve sarsıcı deneyimden beslenerek kaleme alınmıştır.


Bahçıvan ve Ölüm, yazarın kendi acısından yola çıkarak oluşturduğu; bu yönüyle kişisel, kırılgan ve melankolik bir metindir. Booker Ödülü’nü kazandıktan kısa bir süre sonra yazılan bu kitabın geniş bir okur kitlesine ulaşmasında, kuşkusuz bu ödülün de etkisi vardır. Ancak eserin başarısı yalnızca ödüllerle açıklanamaz. Gospodinov’un güçlü edebi dili ve bölümleri uzunluk-kısalık kaygısı gütmeden, son derece reel ve samimi bir biçimde kurgulaması; yaşanan acıları neredeyse biyografik bir metin doğallığında aktarması, kitabı kendi içinde de son derece özel bir yere taşımaktadır.

Bir babanın ölümünü ve bu kaybın evlat üzerindeki etkisini anlatan eser; ölüm kavramını, hafızanın gücüyle birlikte sorgulayan ve bireysel acıyı okura kusursuz bir anlatıyla aktaran bir metin olarak öne çıkar.


Kitap, ileride klasikleşeceğini düşündüğüm güçlü bir giriş cümlesiyle başlar. Bu cümle, girişlerin bir kitaptaki önemini bir kez daha biz okurlara hatırlatır:

“Babam bahçıvandı. Şimdi bir bahçe.”

Bu kısa ama yoğun ifade, kitabın felsefesini, temasını ve duygusunu tek cümlede özetler. Bahçe, baba için bir yaşam alanıyken; oğul için bir hafıza mekânına dönüşür.


Peki kitap bize ne anlatır? Bahçıvan ve Ölüm, bir babaya konulan kanser teşhisinden sonra yaşanan süreci, bir evladın gözünden aktaran bir anlatıdır. Aynı zamanda sonunu en baştan söyleyen bir metindir; ölümün kaçınılmazlığını edebi bir yapı içerisinde okura sunar. Sayfalar ilerledikçe hastalık ağırlaşır ve oğul, yaşadığı bu acıyı yazı aracılığıyla hafifletmeye çalışır.

Bahçe metaforu, yaşamın üretkenliği ile ölümün sessiz kabullenişini aynı anda barındırır. İnsanlığın topraktan geldiği düşüncesiyle birlikte, bu metafor bilinçli bir şekilde inşa edilmiştir. Toprak hem besler hem çürütür; hem varoluşun hem de yok oluşun simgesidir.


Gospodinov’un bu kitabı, bana kalırsa varoluşçu bir çerçevede kaleme alınmış ve bir tür yas ritüeli gibi kurgulanmıştır. Ölüm kavramı romanda soyut bir düşünce olarak değil; adım adım ilerleyen, sessizliği büyüten ve yok oluşa açılan bir kapı gibi somut biçimde anlatılır.

Metne güçlü bir gerçeklik hissi kazandıran bir diğer unsur ise kronolojik yapının bilinçli olarak parçalanmış olmasıdır. İlerleyen bölümlerde adım sayıları, kalp ritmi, yenen yemekler, nefes alışverişleri gibi detaylar; zamanın yerine geçen yeni bir kronoloji oluşturur.


Gospodinov’un metni, açık felsefi referanslar vermeden güçlü bir düşünsel arka planla ilerler (Referans: Gayetdergi):

Heidegger: İnsan “ölüme-doğru-varlık”tır. Roman, ölümle yüzleşmenin insanı kendi varoluşuna uyandırdığı fikrini taşır.

Epikür: “Ölüm varsa biz yokuz.” Baba figürünün sıkça tekrarladığı “Korkacak bir şey yok” cümlesi, Epikürcü sükûneti çağrıştırır.

Levinas: Ölüm, en çok başkasının yüzünde görünür. Oğul, babasının ölümüyle kendi sonluluğunu kavrar.

Stoacılar: Doğanın döngüsünü kabullenme. Bahçe, bu sükûnetin en somut hâlidir.

İncelememi, kitabın beğendiğim ve eleştirebileceğim yönlerini belirterek sonlandırmak istiyorum. Öncelikle dilinin sade, anlaşılır ve edebi derinliğinin tatmin edici olduğunu söylemek gerekir. Metaforlar yerli yerinde ve güçlüdür. Yas duygusu, herhangi bir duygusal sömürüye kaçmadan, olduğu gibi aktarılmıştır; bu da kitabın melankolik yapısının itici olmamasını sağlamıştır. Yazar; anı, roman ve deneme türleri arasında ustalıkla geçiş yapar.


Eleştirilebilecek yönlerden biri ise kronolojik yapının karmaşıklığıdır. Bu yapı, her ne kadar metne psikolojik gerçeklik ve buhran hissi katmış olsa da, okuru zaman zaman zorlayan bir okuma deneyimine dönüşebilmektedir.

Bahçıvan ve Ölüm, bir babanın kaybını anlatırken ölümü romantize etmeyen; fakat onu düşünmeye zorlayan nadir metinlerden biridir. Gospodinov, ölümü sevdirmeye çalışmaz; onunla birlikte düşünmeyi öğretir.


Kitap, yasın ve büyük kayıpların hiçbir zaman tamamen geçmeyeceğini; ancak zamanla dönüşebileceğini anlatır.

Puanım: 9/10

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Alex Schulman - Malma İstasyonu İncelemem

Alex Schulman şu an günümüz İsveç Edebiyatının en önemli 5 isminden birisi. Sadece yazar değil, gazeteci, blog yazarı ve televizyon ve radyo programcısı da aynı zamanda. Hatta kendi ülkesinde podcast dünyasında en tanınan isim. Babası TV yapımcısı ve gazeteci, annesi ise TV sunucusudur. Kariyerine film eleştirmeni olarak giriş yapmıştır. Daha sonra çevirmenlik ve köşe yazarlığı da yapmıştır. İsveç'in en önemli mizah sitesinin sahibidir. Podcastleri, İsveç Podcast Radyo Ödülleri En İyi Orijinal Kanal ve En İyi İsveç Kanalı ödüllerini kazanmıştır. 4 otobiyografik kitap yazmış ve hepsi de İsveç'te çok satanlar arasına girmiştir. 2020'de yayınlanan ilk romanı Hayatta Kalanlar ile Schulman, uluslararası ilk büyük çıkışını yapmıştır. Yayın hakları otuz üç ülkeye satılan ve dünya çapında büyük beğeni toplayan Hayatta Kalanlar, Alex Schulman'ı küresel sahnede dikkate alınması gereken bir edebi güç olarak konumlandırmıştır. Şu an incelemesini yaptığım kitabı ise şimdilik son kit...

Hakan Günday - Az İncelemem

​ Hakan Günday, her ne kadar kendisi bu kategori yazarı olduğunu kabul etmese de yeraltı edebiyatının ülkemizdeki en önemli figürlerinden biridir. Hakan Günday edebiyatı denildiğinde genellikle aklımıza sert, şiddetli ve karanlık bir anlatım gelir. Ancak bu kitapta, okuru şaşırtacak ölçüde bir yumuşaklık ve romantik tınılar vardır. Kitap, yazarın henüz 24 yaşındayken kaleme aldığı, kültleşmiş eseri Kinyas ve Kayra ile genel şablon itibarıyla benzerlik gösterir: Yine iki ana karakter, iki ayrı hayat… Derda ve Derdâ. Bu karakterlere ilişkin bir değerlendirme yapıldığında, genellikle yaşanan olayların ilerleyen süreçte travmatik bir altyapı oluşturmasına alışkınız. Oysa bu romandaki karakterlerin kurucu belleklerinde dahi olumsuz duygular zaten mevcuttur; • Derdâ’nın cinsel şiddet sonrası bedenini metalaştırması, travmanın dışsallaştırılmasıdır. • Derda’nın annesinin cesedini parçalaması ise travmanın içselleştirilmiş ve somutlaştırılmış hâlidir. Her iki karakter de “ölümle” büyür...

Şermin Yaşar - Altı Harfli Bir Tatlı İncelemem

​ Kitabın incelemesine, bunun Şermin Yaşar’dan okuduğum ilk kitap olduğunu belirterek başlamak istiyorum. Şermin Yaşar, özellikle hikâye ve çocuk kitapları bağlamında aklımda yer etmiş; Anne Müzesi ve Kelime Müzesi projelerini ise bir Ankara aşığı olarak son derece değerli ve anlamlı bulduğum, zihnimde nahif bir portre çizen bir yazar. Ayrıca oldukça popüler bir isim olmasına rağmen kalabalıklardan, televizyonlardan, programlardan ve söyleşilerden mümkün olduğunca uzak durması, onu benim için daha da merak edilir kılıyor. Kitap, daha ilk satırlardan itibaren nahif bir zihnin ürünü olduğunu hissettiriyor. Roman dünyasında sıkça ele alınan aile temasını, çok farklı bir pencereden ele alıyor. Dramatik bir anlatıdan ziyade, daha iç burkan, daha sessiz ama bir o kadar da sarsıcı bir meseleyi irdeliyor. Son dönem romanlarda özellikle hoşuma giden bir bakış açısını burada da görmek mümkün: Yüksek sesle bağırmayan, acısını içine atan, sessiz kalan ama hakkını da aramaktan vazgeçmeyen kadınları...