Ana içeriğe atla

Irmak Zileli - Son Bakış İncelemem



Irmak Zileli ile ilk olarak son kitabı Şimdi Buradaydı sayesinde tanıştım. Bu kitap, son dönemde okuduğum edebi açıdan en güçlü eserlerden biriydi. Özellikle bilinç akışı tekniğiyle yazılmış metinlere duyduğum ilgi, beni Zileli’nin eserlerine biraz daha yaklaştırdı. Üç gün önce ise yazarın Son Bakış adlı kitabına, Ahmet Mümtaz Taylan seslendirmesi eşliğinde başladım.

Öncelikle belirtmeliyim ki, Ahmet Mümtaz Taylan’ın seslendirmesiyle birlikte kitap çok daha bütüncül bir anlam kazanmış ve benim için son derece tatmin edici bir deneyime dönüşmüştür. Kitap, ilk bakışta bir ölüm meselesini konu alıyor gibi görünse de, çok yönlü değerlendirilmesi gereken; özellikle “bakış” kavramı üzerine yeni perspektifler sunan özgün bir romandır. Bana kalırsa kitabın en büyük başarısı, bakma eylemini yalnızca görsel bir çerçevede ele almaması; aynı zamanda toplumsal, varoluşsal ve ahlaki açılardan da irdelemesidir. Bu yönüyle romanın, “bakış” üzerine kurulu bir misyon taşıdığı da söylenebilir.


Kitabın ana karakteri Tina’dır. Tina, Gürcistan’dan Türkiye’ye gelmiş ve bir yanlış anahtar sonucu gurbette trajik bir şekilde hayatını kaybetmiş bir karakterdir. Roman, onun ölümünden sonraki birkaç dakikayı anlatır. Tam da bu noktada Irmak Zileli’nin etkileyici anlatımı devreye girer ve bu kısacık zaman dilimi, geçmişin hafızadan taşmasıyla genişleyerek adeta bir edebiyat şölenine dönüşür. Dar zaman içinde geniş zaman kurgusu kurulur. Tina; yersiz yurtsuz bırakılanların, bastırılanların, gurbette yaşayanların, görünmeyenlerin ve sesi susturulanların sembolü hâline gelir.

İncelemenin başında da belirttiğim gibi, “bakış” kavramı romanda farklı açılardan ele alınır. Örneğin aşk bağlamında Tina ile Kaveh’in sınırda birbirine bakışı ve ardından gelen felaket, Orpheus mitine açık bir gönderme niteliğindedir.


Bir diğer bakış açısı ise Tina’nın toplum tarafından nasıl görüldüğüdür: yabancı olarak, tehdit olarak, kadın olarak, hatta yalnızca bir beden olarak…

Kitapta en çok dikkatimi çeken imgelerden biri “yanlış anahtar” meselesiydi. Tina’nın eline aldığı anahtarın kapıyı açamaması, aslında onun yanlış coğrafyada oluşuna yapılan güçlü bir göndermedir. Bu anahtar, yalnızca fiziksel bir hatayı değil; aynı zamanda varoluşsal bir eksikliği de temsil eder. Romanda sosyolojik ve psikolojik açıdan değerlendirilebilecek pek çok katman bulunduğunu da fark ettim. Bununla birlikte eserin güçlü bir duygusal etkisi de vardı. Okur, Tina’ya yalnızca acımaz; onunla birlikte hareket eder. Yazar, “bakın burada bir sorun var” demek yerine, Tina’nın yaşadığı sorunları katman katman açarak bizi onun son eşiğine kadar götürür.


Tina, hayatı boyunca görülmez; ancak ölürken fark edilir. Kitap içindeki belki son bakış Tina'nın insanlara bakışı değil, insanların ilk kez gerçekten ona fark ederek bakmadıdır. Bu geç kalmış bakış, romanın en çarpıcı ironisidir. Onun ölümü bir kaza değil; dışlanma, korku ve yalnızlığın sonucudur. Kitap, “bakmak” ile “görmek” arasındaki farkı sarsıcı biçimde hatırlatır.

Romanı duygusal bir eser olarak tanımlamak mümkün; ancak bu, alışıldık duygusal romanlardan biri değildir. Özellikle Tina’nın iç sesinin samimiyeti ve doğallığı, bu duygusal altyapının temelini oluşturur. Okur, dışarıdan bir gözlemci olmaktan çıkar; Tina’nın zihninin içinde onunla birlikte ilerler. Romanın sonunda sunulan “bakış” ise aslında insanın son anına değil, insanlığa nasıl baktığımıza dair bir yüzleşmedir.


Hem tematik, hem de biçimsel açıdan son derece özgün bir eserdi. Benzer bir anlatı deneyimini daha önce yaşadığımı hatırlamıyorum. Tina’nın hikâyesi yalnızca acıklı değil; aynı zamanda düşündürücü, rahatsız edici ve vicdani bir yüzleşmeye davet eden bir anlatıdır. Romanın asıl başarısı da burada yatar: okuru yalnızca etkilemekle kalmaz, onu bir tür suç ortaklığı ihtimaliyle de baş başa bırakır.

Olumsuz yönlerine değinecek olursam; eserin yoğun duygusal ve düşünsel yükü zaman zaman okuru yorabilir. Bilinç akışı tekniğiyle kurulan geriye dönüşler bazı okurlar için zorlayıcı olabilir. Ayrıca eserin karamsar tonu, yer yer nefessiz bırakacak kadar yoğun hissedilebilir.

Puanım: 9/10



Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Beyhan Budak - Hayat Acemileri İçin Yaşam Rehberi İncelemem

​ Beyhan Budak, kesinlikle ülkemiz çağdaş psikoloji alanının en çok duyduğu isimlerden birisi. Onu sadece sosyal medyada popüler videolar üreten bir isim olarak değerlendirmek yanlış olur. O herkesin bu kategoriyi anlaması aşamasında çok özel bir dil kullanıyor. Çünkü Budak’ın kurduğu dil, akademik psikolojinin klinik tonuyla gündelik hayatın kırılgan gerçekliği arasında bir köprü kuruyor. Özellikle günümüz insanının “iyi görünürken içten içe tükenme” hâlini anlatmadaki başarısı, onu klasik kişisel gelişim yazarlarından ayırıyor. O nedenle ben kişisel gelişim-psikoloji yazarı olarak kendimce onu tanımlıyorum.  Şimdi incelemesini yaptığım Hayat Acemileri İçin Yaşam Rehberi kitabı da tam olarak bu bahsettiğim dili kullanarak, psikolojik dayanıklılık, sınır koyma, bastırılmış duygular, geçmişe saplanıp kalma, duygusal hassasiyet ve insanın kendisiyle kurduğu problemli ilişki üzerine düşünürken; bunu akademik bir dil ile değil, gündelik hayatın içinden örneklerle yapıyor. Bu da ilk baş...

Hakan Günday - Az İncelemem

​ Hakan Günday, her ne kadar kendisi bu kategori yazarı olduğunu kabul etmese de yeraltı edebiyatının ülkemizdeki en önemli figürlerinden biridir. Hakan Günday edebiyatı denildiğinde genellikle aklımıza sert, şiddetli ve karanlık bir anlatım gelir. Ancak bu kitapta, okuru şaşırtacak ölçüde bir yumuşaklık ve romantik tınılar vardır. Kitap, yazarın henüz 24 yaşındayken kaleme aldığı, kültleşmiş eseri Kinyas ve Kayra ile genel şablon itibarıyla benzerlik gösterir: Yine iki ana karakter, iki ayrı hayat… Derda ve Derdâ. Bu karakterlere ilişkin bir değerlendirme yapıldığında, genellikle yaşanan olayların ilerleyen süreçte travmatik bir altyapı oluşturmasına alışkınız. Oysa bu romandaki karakterlerin kurucu belleklerinde dahi olumsuz duygular zaten mevcuttur; • Derdâ’nın cinsel şiddet sonrası bedenini metalaştırması, travmanın dışsallaştırılmasıdır. • Derda’nın annesinin cesedini parçalaması ise travmanın içselleştirilmiş ve somutlaştırılmış hâlidir. Her iki karakter de “ölümle” büyür...

Alex Schulman - Malma İstasyonu İncelemem

Alex Schulman şu an günümüz İsveç Edebiyatının en önemli 5 isminden birisi. Sadece yazar değil, gazeteci, blog yazarı ve televizyon ve radyo programcısı da aynı zamanda. Hatta kendi ülkesinde podcast dünyasında en tanınan isim. Babası TV yapımcısı ve gazeteci, annesi ise TV sunucusudur. Kariyerine film eleştirmeni olarak giriş yapmıştır. Daha sonra çevirmenlik ve köşe yazarlığı da yapmıştır. İsveç'in en önemli mizah sitesinin sahibidir. Podcastleri, İsveç Podcast Radyo Ödülleri En İyi Orijinal Kanal ve En İyi İsveç Kanalı ödüllerini kazanmıştır. 4 otobiyografik kitap yazmış ve hepsi de İsveç'te çok satanlar arasına girmiştir. 2020'de yayınlanan ilk romanı Hayatta Kalanlar ile Schulman, uluslararası ilk büyük çıkışını yapmıştır. Yayın hakları otuz üç ülkeye satılan ve dünya çapında büyük beğeni toplayan Hayatta Kalanlar, Alex Schulman'ı küresel sahnede dikkate alınması gereken bir edebi güç olarak konumlandırmıştır. Şu an incelemesini yaptığım kitabı ise şimdilik son kit...