Ana içeriğe atla

ANTHONY QUINN'iN KARİYERİNİN BAŞLANGICI ve İLK OSCARI

      Anthony Quinn sahnede çok kısa bir süre kalmış ve ardında yıllarca sürecek olan film kariyeri başlar.1936 senesinde ilk filmi olan Parole'de ardından da Amerikalı ünlü komedyen Harold Lloyd'un başrolde oynadığı The Milky Way'de oynar.
      Özel yaşantısı ise filmlerinde oynadığı karakterler gibi uçucu ve tutkulu olmuştur.1937 senesinde 28 sene sürecek olan bir evliliğe adım atar.Ünlü Kanadalı aktris Katherine DeMille ile evlenir.Katherine DeMille dönemin ünlü yönetmen ve yapımcısı Cecil B.DeMille'nin manevi kızıdır.Gelecek dönemde bu evlilikten 5 tane çocukları olur.Çocuklarının adları sırasıyla Christopher,Christina,Catalina,Duncan ve Valentina'dır.Bu evlilik 1965 senesinde kadar sürer.
İlk Eşi Katherine DeMille
      1938 senesine geldiğimizde ise onu Paramount filmleri olan Dangerous to Know ve Road to Morocco adlı filmlerde kötü adam rollerinde gördük.They Died with Their Boots On adlı filmde Errol Flynn ile oynama fırsatı bulmuştur.İlk çocukları olan Chistopher 2 yaşındayken komşuları W.C.Fields'in havuzunda boğularak ölmüştür.1947'te 50 tane filmde Hintliler,mafya liderleri, Hawai şefleri, Filipinli özgürlük savaşçıları, Çinli gerillalar ve Arap şeyhleri ile birlikte oynadı ama yinede büyük bir yıldız değildi.Tiyatroya geri döndü ve Stanley Kowalski ile birlikte Broadway'de A Streetcar Named Desire'de oynadı.1947 senesinin sonunda ise Amerikan vatandaşı oldu.
Viva Zapata filminde Eufemio Zapata Rolünde
       1950'lerin başında Hollywood'a zor filmler konusunda uzmanlaşmış olarak geri döndü.Mask Of The Avenger adlı macera serisinde rol aldı.Godfather filminin Vito Carleone'si ünlü oyuncu Marlon Brando ile birlikte 1952 yılında Viva Zapata'da oynadı.Quinn bu filmde başrol oynamak istedi ama filmin yönetmeni olan Elia Kazan daha önceki filmindeki başarısından dolayı başrolü  Marlon Brando'ya verdi.Ancak bu filmde Zapata'nın kardeşi rolünü oynayan Quinn en iyi yardımcı oyuncu Oscar'ını kazandı ve Meksikalı-Amerikan olupta herhangi bir dalda Oscar ödülü alan ilk oyuncu olarak tarihe geçti.Bu dönem aynı zamanda onun yıldızının parladığı dönem olmuştu.
        

Yorumlar

  1. Güzel bir çalışma yapmışsın. Ellerine sağlık. Tasarım da güzel olmuş.

    YanıtlaSil
  2. Evet işte bu denecek cinsten....

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Alex Schulman - Malma İstasyonu İncelemem

Alex Schulman şu an günümüz İsveç Edebiyatının en önemli 5 isminden birisi. Sadece yazar değil, gazeteci, blog yazarı ve televizyon ve radyo programcısı da aynı zamanda. Hatta kendi ülkesinde podcast dünyasında en tanınan isim. Babası TV yapımcısı ve gazeteci, annesi ise TV sunucusudur. Kariyerine film eleştirmeni olarak giriş yapmıştır. Daha sonra çevirmenlik ve köşe yazarlığı da yapmıştır. İsveç'in en önemli mizah sitesinin sahibidir. Podcastleri, İsveç Podcast Radyo Ödülleri En İyi Orijinal Kanal ve En İyi İsveç Kanalı ödüllerini kazanmıştır. 4 otobiyografik kitap yazmış ve hepsi de İsveç'te çok satanlar arasına girmiştir. 2020'de yayınlanan ilk romanı Hayatta Kalanlar ile Schulman, uluslararası ilk büyük çıkışını yapmıştır. Yayın hakları otuz üç ülkeye satılan ve dünya çapında büyük beğeni toplayan Hayatta Kalanlar, Alex Schulman'ı küresel sahnede dikkate alınması gereken bir edebi güç olarak konumlandırmıştır. Şu an incelemesini yaptığım kitabı ise şimdilik son kit...

Hakan Günday - Az İncelemem

​ Hakan Günday, her ne kadar kendisi bu kategori yazarı olduğunu kabul etmese de yeraltı edebiyatının ülkemizdeki en önemli figürlerinden biridir. Hakan Günday edebiyatı denildiğinde genellikle aklımıza sert, şiddetli ve karanlık bir anlatım gelir. Ancak bu kitapta, okuru şaşırtacak ölçüde bir yumuşaklık ve romantik tınılar vardır. Kitap, yazarın henüz 24 yaşındayken kaleme aldığı, kültleşmiş eseri Kinyas ve Kayra ile genel şablon itibarıyla benzerlik gösterir: Yine iki ana karakter, iki ayrı hayat… Derda ve Derdâ. Bu karakterlere ilişkin bir değerlendirme yapıldığında, genellikle yaşanan olayların ilerleyen süreçte travmatik bir altyapı oluşturmasına alışkınız. Oysa bu romandaki karakterlerin kurucu belleklerinde dahi olumsuz duygular zaten mevcuttur; • Derdâ’nın cinsel şiddet sonrası bedenini metalaştırması, travmanın dışsallaştırılmasıdır. • Derda’nın annesinin cesedini parçalaması ise travmanın içselleştirilmiş ve somutlaştırılmış hâlidir. Her iki karakter de “ölümle” büyür...

Şermin Yaşar - Altı Harfli Bir Tatlı İncelemem

​ Kitabın incelemesine, bunun Şermin Yaşar’dan okuduğum ilk kitap olduğunu belirterek başlamak istiyorum. Şermin Yaşar, özellikle hikâye ve çocuk kitapları bağlamında aklımda yer etmiş; Anne Müzesi ve Kelime Müzesi projelerini ise bir Ankara aşığı olarak son derece değerli ve anlamlı bulduğum, zihnimde nahif bir portre çizen bir yazar. Ayrıca oldukça popüler bir isim olmasına rağmen kalabalıklardan, televizyonlardan, programlardan ve söyleşilerden mümkün olduğunca uzak durması, onu benim için daha da merak edilir kılıyor. Kitap, daha ilk satırlardan itibaren nahif bir zihnin ürünü olduğunu hissettiriyor. Roman dünyasında sıkça ele alınan aile temasını, çok farklı bir pencereden ele alıyor. Dramatik bir anlatıdan ziyade, daha iç burkan, daha sessiz ama bir o kadar da sarsıcı bir meseleyi irdeliyor. Son dönem romanlarda özellikle hoşuma giden bir bakış açısını burada da görmek mümkün: Yüksek sesle bağırmayan, acısını içine atan, sessiz kalan ama hakkını da aramaktan vazgeçmeyen kadınları...