Ana içeriğe atla

Mark Wolynn - Seninle Başlamadı İncelemem


Mark Wolynn, Amerikalı bir psikoterapist, konuşmacı ve yazardır. Uzmanlık alanları kuşaklar arası terapi, psikoloji ve travma çalışmalarıdır. İncelemesini yapmış olduğum Seninle Başlamadı adlı eseri de tam olarak bu konular etrafında şekillenmektedir. Wolynn’in geliştirdiği ve “Core Language” adını verdiği kendine özgü bir terapi metodu da bulunmaktadır. Psikoterapi alanındaki yenilikçi yaklaşımları ve bu özgün yöntemiyle günümüz psikoterapi dünyasına yeni bir soluk getirdiği söylenebilir.

Psikoloji lisans eğitiminin ardından bu alanda yüksek lisans yapmış olan Wolynn, özellikle anksiyete, depresyon ve obsesif bozukluklar üzerine geliştirdiği yöntemler üzerine çalışmalar yapmaktadır. Seninle Başlamadı adlı kitabı, 2016 yılında Gümüş Nautilus Kitap Ödülü’ne layık görülmüştür. Uluslararası konferanslarda aktif olarak yer almaya devam eden yazarın bu eseri, ülkemizde de Atomik Alışkanlıklar ve Rezonans Kanunu gibi kitaplarla birlikte en çok satan psikoloji odaklı eserler arasında yer almaktadır.


Bu çok satan ve bana kalırsa güçlü bir farkındalık kitabı olan Seninle Başlamadı üzerine düşüncelerimi paylaşmak isterim: Kitap, birçok psikolojik eserde olduğu gibi, bireyin yaşadığı olumsuzlukların ve travmaların her zaman yalnızca kişisel kaynaklı olmadığını; aile temelli ve kuşaklar arası aktarımlarla da ilişkili olabileceğini vurgulayan bir perspektif sunmaktadır. Elbette kitap yalnızca bu noktaya odaklanmaz; genetik aktarımın yanı sıra duygusal ve davranışsal boyutlara da sıkça değinir.

Wolynn’in “kuşaklar arası travma” olarak tanımladığı kavram; deprem, savaş, ölüm gibi büyük travmaların yalnızca bireyi değil, sonraki nesilleri de genetik ve psikolojik düzeyde etkileyen bir miras olarak aktarılması fikrine dayanır. Bana kalırsa bu yaklaşım hem mantıklı, hem de kendi içinde tutarlıdır. Yazar, ilerleyen sayfalarda bu aktarımın yalnızca genetik değil, aynı zamanda bilinçaltı yoluyla da gerçekleşebileceğini savunarak teorisini şekillendirir. Kitabın temel amacı, bize miras kalan bu psikolojik yükleri önce fark etmek, ardından onları dönüştürmenin ve parçalamanın yollarını keşfetmektir.


Kitapta en beğendiğim unsurlardan biri, gerçek yaşam öykülerine ve vaka örneklerine sıkça yer verilmesidir. Bu sayede anlatım daha somut, etkileyici ve ikna edici bir hâl alır. Yazar yalnızca sorunları ortaya koymakla kalmaz; terapötik teknikler, egzersizler ve uygulamalar aracılığıyla çözüm yolları da sunar. Bu yöntemlerin sahalardaki uzun vadeli etkileri elbette zamanla daha net görülecektir; ancak akıl ve mantık çerçevesinde bakıldığında, Seninle Başlamadı basit kişisel gelişim kitaplarının çok ötesinde bir yerde bana kalırsa durmaktadır. Özellikle sağlam bireysel ilişkiler kurma ve daha dengeli bir gelecek inşa etme konusundaki iyi niyetli yaklaşımı, kitabı bir adım öne taşımaktadır.

Eserde sevgi kavramına yapılan vurgu da oldukça yerinde ve etkileyicidir. Yazar, sevginin iyileştirici ve dönüştürücü gücünü birçok sayfada vurgular; onu sonsuz ve onarıcı bir enerji olarak tanımlar.


Bana göre kitabı özel ve değerli kılan başlıca unsurlar şunlardır:

Bilimsel dayanaklara sahip olması, yüzeysel kişisel gelişim kitaplarından ayrılması, günümüz psikoterapi yöntemlerine yeni bir bakış açısı kazandırma çabası, örneklerle uygulanabilir hâle getirilmesi, sevgi temelli mesajları ve uzun vadeli, iyi niyetli bir anlatım sunması.

Eleştirel açıdan bakıldığında ise bazı noktalar göze çarpmaktadır. “Pozitif düşünürsen her şey değişir” ya da “sevgiyle yaklaşırsan sorunlar çözülür” gibi aşırı iyimser yaklaşımlar, özellikle ciddi vakalar için yeterince gerçekçi görünmemektedir. Bu tür durumlarda kitabın sunduğu yöntemlerin sınırlı kalabileceğini düşünüyorum.


Genel değerlendirmem şu yönde: Seninle Başlamadı, okunmaya değer, farkındalık yaratan, olumlu ve duygusal açıdan besleyici bir eser. Özellikle aile ilişkileriyle ilgilenenler, kuşaklar arası aktarımı merak edenler, tekrar eden duygusal sorunlar yaşayanlar ve açıklayamadıkları bazı psikolojik problemlerle yüzleşmek isteyenler için oldukça faydalı olabilir. Ancak tıpkı diğer psikolojik eserlerde olduğu gibi, bu kitabın da mucizevi bir dönüşüm vadetmediğini belirtmem gerekir. Daha çok yeni bir bakış açısı kazandırmak, içsel bir yolculuğa çıkarmaya davet etmek ve farkındalık yaratmak için okunulası.

Kitaba verdiğim puan 8.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Alex Schulman - Malma İstasyonu İncelemem

Alex Schulman şu an günümüz İsveç Edebiyatının en önemli 5 isminden birisi. Sadece yazar değil, gazeteci, blog yazarı ve televizyon ve radyo programcısı da aynı zamanda. Hatta kendi ülkesinde podcast dünyasında en tanınan isim. Babası TV yapımcısı ve gazeteci, annesi ise TV sunucusudur. Kariyerine film eleştirmeni olarak giriş yapmıştır. Daha sonra çevirmenlik ve köşe yazarlığı da yapmıştır. İsveç'in en önemli mizah sitesinin sahibidir. Podcastleri, İsveç Podcast Radyo Ödülleri En İyi Orijinal Kanal ve En İyi İsveç Kanalı ödüllerini kazanmıştır. 4 otobiyografik kitap yazmış ve hepsi de İsveç'te çok satanlar arasına girmiştir. 2020'de yayınlanan ilk romanı Hayatta Kalanlar ile Schulman, uluslararası ilk büyük çıkışını yapmıştır. Yayın hakları otuz üç ülkeye satılan ve dünya çapında büyük beğeni toplayan Hayatta Kalanlar, Alex Schulman'ı küresel sahnede dikkate alınması gereken bir edebi güç olarak konumlandırmıştır. Şu an incelemesini yaptığım kitabı ise şimdilik son kit...

Hakan Günday - Az İncelemem

​ Hakan Günday, her ne kadar kendisi bu kategori yazarı olduğunu kabul etmese de yeraltı edebiyatının ülkemizdeki en önemli figürlerinden biridir. Hakan Günday edebiyatı denildiğinde genellikle aklımıza sert, şiddetli ve karanlık bir anlatım gelir. Ancak bu kitapta, okuru şaşırtacak ölçüde bir yumuşaklık ve romantik tınılar vardır. Kitap, yazarın henüz 24 yaşındayken kaleme aldığı, kültleşmiş eseri Kinyas ve Kayra ile genel şablon itibarıyla benzerlik gösterir: Yine iki ana karakter, iki ayrı hayat… Derda ve Derdâ. Bu karakterlere ilişkin bir değerlendirme yapıldığında, genellikle yaşanan olayların ilerleyen süreçte travmatik bir altyapı oluşturmasına alışkınız. Oysa bu romandaki karakterlerin kurucu belleklerinde dahi olumsuz duygular zaten mevcuttur; • Derdâ’nın cinsel şiddet sonrası bedenini metalaştırması, travmanın dışsallaştırılmasıdır. • Derda’nın annesinin cesedini parçalaması ise travmanın içselleştirilmiş ve somutlaştırılmış hâlidir. Her iki karakter de “ölümle” büyür...

Şermin Yaşar - Altı Harfli Bir Tatlı İncelemem

​ Kitabın incelemesine, bunun Şermin Yaşar’dan okuduğum ilk kitap olduğunu belirterek başlamak istiyorum. Şermin Yaşar, özellikle hikâye ve çocuk kitapları bağlamında aklımda yer etmiş; Anne Müzesi ve Kelime Müzesi projelerini ise bir Ankara aşığı olarak son derece değerli ve anlamlı bulduğum, zihnimde nahif bir portre çizen bir yazar. Ayrıca oldukça popüler bir isim olmasına rağmen kalabalıklardan, televizyonlardan, programlardan ve söyleşilerden mümkün olduğunca uzak durması, onu benim için daha da merak edilir kılıyor. Kitap, daha ilk satırlardan itibaren nahif bir zihnin ürünü olduğunu hissettiriyor. Roman dünyasında sıkça ele alınan aile temasını, çok farklı bir pencereden ele alıyor. Dramatik bir anlatıdan ziyade, daha iç burkan, daha sessiz ama bir o kadar da sarsıcı bir meseleyi irdeliyor. Son dönem romanlarda özellikle hoşuma giden bir bakış açısını burada da görmek mümkün: Yüksek sesle bağırmayan, acısını içine atan, sessiz kalan ama hakkını da aramaktan vazgeçmeyen kadınları...