Ana içeriğe atla

Hasan İzzettin Dinamo - Savaş ve Açlar kitap incelemem



Dinamo, bana kalırsa hem yaşadığı dönemde hem de günümüzde değeri bilinmeyen; daha fazla abartılması, daha fazla okunması gereken bir yazar. Yazarın en popüler ve en çok beğenilen eseri olan bu kitap, benim için unutulmaz bir tecrübe oldu. Yakın zamanda bu kadar duygu yükü fazla, insanın içini bu denli titreten başka bir kitap okuduğumu sanmıyorum.

Savaş ve Açlar, sadece basit bir savaş dönemi anlatısı değil; kesinlikle çok iyi bir farkındalık romanı. Aynı zamanda savaş dönemlerinin çoğu zaman atlanan birçok unsuruna da doğrudan temas eden bir eser. Örneğin, kadınların ve çocukların bu dönemde yaşadıklarını, onların penceresinden bakabilmemiz için unutulmaz bir metin. Yine aynı şekilde, ülke savaş belasıyla uğraşırken insanların arka planda, ülkeye hiçbir faydası olmayacak şekilde yaptıkları şeyleri de bu kitapta açıkça görebiliyoruz.


Biliyorsunuz, resmi tarih duygusuzdur. “Savaş başladı, şu kadar insan katıldı, şu kadar şehit verildi, şu kadar toprak kazanıldı, şu anlaşmalar yapıldı ve bitti.” şeklinde ilerler. Ama bu tarz kitaplar, tarihin unuttuğu insani ve vicdani kısımları bize adeta bağırarak anlatır. Her ailenin, hatta her insanın özelinde neleri kaybettiğini, neleri feda ettiğini gösterir. Bu nedenle bu kitapların, savaş sempatizanlarına inat daha fazla okutulması gerektiğini düşünüyorum.

Eser, savaşın yalnız cephede kurşunla değil; evlerde açlıkla, hastalıkla, sahipsizlikle, yağmayla ve yoksullukla sürdüğünü gösteren son derece sarsıcı bir metin. Farkındalık oluşturma açısından da çok kıymetli. Öncelikle şunu belirtmekte fayda var: Kitapta adı geçen Musa karakteri, Hasan İzzettin Dinamo’nun ta kendisi. Bu nedenle eser otobiyografik açıdan değerlendirildiğinde, neden bu kadar yoğun bir duygu yükü taşıdığını anlamak çok daha kolaylaşıyor. Dinamo, bireysel kader ile toplumsal kaderi kurgu aracılığıyla ustalıkla bu kitapta birleştiriyor.


Dinamo, hayatının bir bölümünü cezaevinde geçirmiş bir yazardır. “Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır” bakış açısıyla hiçbir zaman susmamış; gerek kitaplarında gerekse konuşmalarında bunu ısrarla dile getirmiştir. Kitabın, Birinci Dünya Savaşı yıllarında Osmanlı toplumunun alt sınıflarının nasıl bir ölüm çemberine itildiğini anlatması da bu nedenle tesadüf değildir.

Savaş ve Açlar, Türk edebiyatında “ya geride kalanlar?” sorusunu en yakıcı biçimde soran romanlardan biridir. Savaşların destanlaştırıldığı, kahramanlığın çoğu zaman yalnızca cephe üzerinden tanımlandığı bir tarih anlayışına karşı Dinamo, bu romanda bambaşka bir cephe açar: annelerin, çocukların, yaşlıların, sakatların, yetimlerin ve açların cephesi. Romanın asıl büyüklüğü de burada başlar.


Kitap, sınıfsal adaletsizliğin ve tarihe alt sınıftan bakanların romanıdır. Padişahların, paşaların, komutanların ve siyasi kadroların aldığı kararlar; Temel Çavuş gibi yoksul insanların hayatında felaket olarak tecelli eder. Savaşa giden yoksuldur, ölen yoksuldur, geride aç kalan yoksuldur. Ama savaş sırasında zenginleşenler, oğullarını askere göndermeyenler, mallara el koyanlar ve karaborsadan servet yapanlar yine ayrıcalıklı sınıflardır der.

Dinamo’nun Trabzon ağzını kullanmadaki başarısını, o bölgenin insanı olması nedeniyle ayrıca anlatmaya gerek yok. Ancak bu kullanımın kitaba büyük bir samimiyet ve derinlik kattığını da belirtmek gerekir.


Kitapta özellikle bağırsak toplayan çocuklar ve açlıktan kuruyan memeler bölümü boğazımı düğümledi. Gözlerimde yaşlar bir birikti, bir aktı. Bu kitabı boşuna “herkes okumalı” demiyorum. Kitap bize acıyı anlatmaz, ajitasyon yapmaz; bizzat yaşanmış gerçekleri olanca çıplaklığıyla ortaya koyar.

Eserdeki en önemli karakterlerden biri de Şakire’dir. Bana kalırsa kitabın gerçek kahramanı Musa değil, Şakire’dir. Şakire; savaşın, açlığın ve ölümlerin ortasında hem bir anne, hem bir baba, hem bir emekçi, hem yas tutan, hem koruyan, hem savaşan ve kader karşısında sonuna kadar direnen bir figüre dönüşür. Aynı zamanda güçlü Anadolu kadınının da bir simgesidir. Açlığa rağmen yaşamak da bir kahramanlıktır. Dinamo, onun asıl kahraman olduğunu bu yönüyle açıkça hissettirir. Şakire, modern bir trajedinin annesi gibidir. Onun, her şeyini kaybettikten sonra birkaç kuruş için sona ulaşması, kaderden çok toplumsal düzenin çarpıklığını düşündürür.


Temel Çavuş karakteri üzerinden Dinamo, yoksulluğun yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda varoluşsal bir çaresizlik olduğunu gösterir. Yazar, fakirlik sadece açlık değildir; seçeneklerin yokluğu veya kısıtlılığıdır der.

Ali’nin savaşa alınması, aile yapısının kırıldığı en net anlardan biridir. Ali yalnızca bir karakter değil; geleceği elinden alınan yoksul halkın da simgesidir.


Musa karakteri üzerinden erken çocukluk travmalarını da görmek mümkündür. Ev, güvenli bir alan olması gerekirken ölüm haberlerinin geldiği, açlığın hüküm sürdüğü bir yere dönüşür. Oyunların yerini korku ve kayıplar alır. Çocukluk yerine erken bir yetişkinlik dayatılır. Bu travmatik süreç yazar kendisini anlattığına göre, Dinamo'nun ilerleyen hayatındaki isyanın, sınıfsal bilincin ve politik yönelimin temelini bana kalırsa oluşturur.

Yaptığım araştırmalarda eserin Gazap Üzümleri ile sıkça karşılaştırıldığını gördüm. Biri 1939’da, diğeri 1968’de yazılmıştır. İkisini de büyük bir hayranlıkla okuduğumu belirtmeliyim. Ortak noktaları; yoksulluğun, göçün, açlığın ve ezilen insanların kaderinin geniş bir toplumsal çerçevede anlatılmasıdır. Ancak Dinamo’nun özgünlüğü, savaşı özellikle çocukluk ve açlık ekseninde, bu kadar doğrudan ve içeriden anlatabilmesidir.


Kitap bittiğinde şu soruyu sordurur: Savaş gerçekten kimin için ve ne pahasına yaşanır? Dinamo bu eserle bize şunu söyler: Üstlerin kararları, yoksulların ölümleriyle yazılır. Kahramanlık masalları anlatılırken annelerin, çocukların ve açların sesi bastırılır. Savaş ve Açlar, işte bu bastırılmış sesi duyulur kılan bir romandır.

Sınıf eşitsizliğinin ve yoksulluğun hâlâ sürdüğü bir dünyada, bu eser yalnızca tarihsel bir roman değil; bugün için de okunması gereken güçlü bir uyarı metnidir.

Kitaba puanım tabii ki kocaman bir 10.

Yorumlar

  1. Kitabı okumadım. Analiziniz çok güzel olmuş. Hemen okumak için istek uyandırdı. Yaşadığımız zaman diliminde de tıpkı geçmişte olduğu gibi Dünya kaos içinde ve bir çok noktada savaş var. Ben de hep düşünürüm neden Savaşıyoruz? Kimseye kalamayacak bu Dünya'da üstelik sınırları yokken, hepimizin yolcu olduğu bir Dünya'da neden savaşıyoruz? Savaşlarda insanlar bir rakamdan ibaret, oysa her insanın hayatı çok kıymetli. Sanırım bazılarının daha kıymetli, o kesimin hem karnı, hem cebi şişiyor ve onlar tirübünde seyirci. Tahlilinizden anlıyorum ki bu kitapta bunu çok iyi anlatmış. İlk fırsatta alıp okuyacağım. Tüm Dünya'nın barış içinde yaşadığı günlerin hayalini kurarak. Emeğinize sağlık.

    YanıtlaSil
  2. Resimlendirmelerle oldukça keyifli ve bilgilendirici bir inceleme olmuş. İki kitabı da okumadım Gazap Üzümleri ve Savaş ve Açlar ikisinide çok merak ediyorum.

    YanıtlaSil
  3. Ah güzel aile... Dayanışma, sevgi, saygı, birlik beraberlik ile her şey atlatılabilir, deriz ama bu sözler savaş ortamında maalesef gerçekçi olamıyor.
    Altı kitaplık serinin ilki Savaş ve Açlar... Mükemmel incelenmil... Devamının da okunmasını çok isterim... Bu kadar olmaz, diyoruz ama olduğunu da biliyoruz.
    Emeğine sağlık Emrecim...

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Beyhan Budak - Hayat Acemileri İçin Yaşam Rehberi İncelemem

​ Beyhan Budak, kesinlikle ülkemiz çağdaş psikoloji alanının en çok duyduğu isimlerden birisi. Onu sadece sosyal medyada popüler videolar üreten bir isim olarak değerlendirmek yanlış olur. O herkesin bu kategoriyi anlaması aşamasında çok özel bir dil kullanıyor. Çünkü Budak’ın kurduğu dil, akademik psikolojinin klinik tonuyla gündelik hayatın kırılgan gerçekliği arasında bir köprü kuruyor. Özellikle günümüz insanının “iyi görünürken içten içe tükenme” hâlini anlatmadaki başarısı, onu klasik kişisel gelişim yazarlarından ayırıyor. O nedenle ben kişisel gelişim-psikoloji yazarı olarak kendimce onu tanımlıyorum.  Şimdi incelemesini yaptığım Hayat Acemileri İçin Yaşam Rehberi kitabı da tam olarak bu bahsettiğim dili kullanarak, psikolojik dayanıklılık, sınır koyma, bastırılmış duygular, geçmişe saplanıp kalma, duygusal hassasiyet ve insanın kendisiyle kurduğu problemli ilişki üzerine düşünürken; bunu akademik bir dil ile değil, gündelik hayatın içinden örneklerle yapıyor. Bu da ilk baş...

Hakan Günday - Az İncelemem

​ Hakan Günday, her ne kadar kendisi bu kategori yazarı olduğunu kabul etmese de yeraltı edebiyatının ülkemizdeki en önemli figürlerinden biridir. Hakan Günday edebiyatı denildiğinde genellikle aklımıza sert, şiddetli ve karanlık bir anlatım gelir. Ancak bu kitapta, okuru şaşırtacak ölçüde bir yumuşaklık ve romantik tınılar vardır. Kitap, yazarın henüz 24 yaşındayken kaleme aldığı, kültleşmiş eseri Kinyas ve Kayra ile genel şablon itibarıyla benzerlik gösterir: Yine iki ana karakter, iki ayrı hayat… Derda ve Derdâ. Bu karakterlere ilişkin bir değerlendirme yapıldığında, genellikle yaşanan olayların ilerleyen süreçte travmatik bir altyapı oluşturmasına alışkınız. Oysa bu romandaki karakterlerin kurucu belleklerinde dahi olumsuz duygular zaten mevcuttur; • Derdâ’nın cinsel şiddet sonrası bedenini metalaştırması, travmanın dışsallaştırılmasıdır. • Derda’nın annesinin cesedini parçalaması ise travmanın içselleştirilmiş ve somutlaştırılmış hâlidir. Her iki karakter de “ölümle” büyür...

Alex Schulman - Malma İstasyonu İncelemem

Alex Schulman şu an günümüz İsveç Edebiyatının en önemli 5 isminden birisi. Sadece yazar değil, gazeteci, blog yazarı ve televizyon ve radyo programcısı da aynı zamanda. Hatta kendi ülkesinde podcast dünyasında en tanınan isim. Babası TV yapımcısı ve gazeteci, annesi ise TV sunucusudur. Kariyerine film eleştirmeni olarak giriş yapmıştır. Daha sonra çevirmenlik ve köşe yazarlığı da yapmıştır. İsveç'in en önemli mizah sitesinin sahibidir. Podcastleri, İsveç Podcast Radyo Ödülleri En İyi Orijinal Kanal ve En İyi İsveç Kanalı ödüllerini kazanmıştır. 4 otobiyografik kitap yazmış ve hepsi de İsveç'te çok satanlar arasına girmiştir. 2020'de yayınlanan ilk romanı Hayatta Kalanlar ile Schulman, uluslararası ilk büyük çıkışını yapmıştır. Yayın hakları otuz üç ülkeye satılan ve dünya çapında büyük beğeni toplayan Hayatta Kalanlar, Alex Schulman'ı küresel sahnede dikkate alınması gereken bir edebi güç olarak konumlandırmıştır. Şu an incelemesini yaptığım kitabı ise şimdilik son kit...