Ana içeriğe atla

Seray Şahiner - Vatan Millet Samatya İncelemem


Seray Şahiner'in incelememi yazdığım bu tarih itibari ile son kitabı olan Vatan Millet Samatya kitabını genel şablonda değerlendirdiğimizde 3 kuşak bir kadın hikayesi gibi görünse de, toplumun dönüşümüne, ataerkil toplum yapısının getirilerine, yoksulluğun bir eve yansımasına, bazı insanların erken olgunlaşmaya itilişinden aslında bahseden ironik tarafı da yoğun sert bir toplumcu gerçekçi roman. Tanıtım metninde kitaptan 3 kuşak sevgiyle değil de zaaflarla kuruluyor demesi de boşuna değil, bunu kitap bittikten sonra çok daha net bir şekilde görebiliyoruz. 

Kitabın bana göre en güçlü yönü anlatıcısı. Anlatıcı kitabımızda uzun bir aşamada çocuk oluyor. Seray Şahiner aslında burada büyük bir risk alıyor, çünkü çocuk masumluğunu, şeffaflığı, saflığını, keskin ve komik tarafını anlatabilmek çok kolay bir iş değildir, ama üstesinden ben geldiğini düşünüyorum, önce Melek'in çocukluk dönemi sonra da kızı olan İnci'nin çocukluğu gayet başarılı bir şekilde bizlere anlatılmış. 


“Kimse beni sevmeyince kendi kendimi evlat edindim.” alıntısı aslında kitabın bana kalırsa özeti niteliğinde kalacak bir alıntı. Bu alıntı hem psikolojik kısmını kitabın özetlerken, hem de sevilmeyen çocukların nasıl yetişkinlere, annelere, babalara, kurbanlara ve bazen de istemeden zalimlere dönüştüğünün küçük bir göndermesini yapıyor. 

Romanda 3 mekan var: Samatya, Millet ve Vatan. Burada tabii çok sık kullanılan içi boş vatanseverlik için kullanılan Vatan Millet Sakarya deyimine de bir gönderme var, belki de Samatya kelimesini eklemesi de bu kelimeye içi boş, kuru, sırf aile olmak için aileyiz diyenlere bir gönderme yapmıştır, nedenini bilemiyorum. 


Kitabın adına odaklandığımda şunu da gördüm; Vatan Millet gibi kavramların yanına eklenen o Samatya kelimesi. Samatya bölgesi Melek karakterinin ilk basamağı biliyorsunuz. İki büyük kelimenin yanında bir küçük kelime gibi. Yazar burada büyük ideolojik kelimelerle küçük hayatlar arasındaki uçurumu göstermek istemiş bence. 

Ben çocuklarını sevmeyen karakterleri anlatan birçok kitap okudum, şiddet, ilgisizlik, bakım gibi onlarca yan konuyla birlikte bu kitaplar ilerliyordu, ama Seray Şahiner'in bu kitabında ilk kez işe yarar çocuk olarak görünen bir çocuğun varlığına şahit oldum. Melek karakterinin kitaptaki varlığı aslında tüm görünmeyen kişiler için bir farkındalık unsuru gibi. 


Şahiner, Melek karakteri ile "Kız çocukları erken olgunlaşır.” gibi masum görünen toplumsal cümlelerin arkasındaki vahşeti açığa çıkarır. Melek olgunlaşmaz; olgunlaşmaya zorlanır. O hep çocuk olması elinden  alınan ve erken büyümeye zorlanan, büyük yükler verilen, çocukluğu yaşattırılmayan bir kadın olarak hafızamda yer edinecek. 

Millet bölümü olan sonraki gençlik kısmında ise ataerkil bir toplumda kadının nasıl kendi ayakları üzerinde duran bir varlık olmasının engellendiğini hep birlikte okuyoruz, başkaları tarafından yönetilen bir beden, emek ve geleceğin harcandığına şahit oluyoruz. 


Son kısımda karakter bu sefer Melek'in kızı İnci olur. Yaşadığı kader yine annesi ile aşağı yukarı paraleldir. Burada şiddet çok daha belirgin hale gelir. Şiddet bu kitapta bir değişim olarak hep görünür, ama asla tamamen yok olmaz.

Birazcık da psikolojik tahlil yapmak istiyorum; birincisi Melek karakteri ile alakalı olarak görünebilme arzusunu görmek lazım. Yine aynı şekilde sevgiye olan olağanüstü çocuksal dürtülerin yarattığı ilgi isteğini de görmek lazım. Diğer konu da bence kitabın  psikolojik olarak en etkileyici kısmı olan erken büyümek durumunda kalma meselesi. Ben bu kitapta Melek karakterini bir mağdur olarak görmüyorum, tam tersi güçlü bir kadın direnişçi olarak görüyorum. 


İnci karakterinde de ise Şahiner bize bir başka mesaj verir. O mesaj da; bir babanın kendi evladını sevmesi yeterli değildir, annesine karşı uyguladığı şiddet onun kötü bir baba olması için yeterlidir. Baba, İnci için aileyi tamamlayan ana etmenlerden biri kişi değil, ortadan kalkarsa hayatın rahatlayacağı bir tehdittir. 

Kitaptaki bir başka mesaj da sadece erkek karakterler değil, kadın karakterler de yeterince zararlı. Ama kadın karakterlerin kötü olmasının sebebi; onların tarihsel, sınıfsal ve toplumsal yaşadığı mirastan kaynaklanıyor. Seray Şahiner bir söyleşisinde şöyle diyor; sevgiyi bilmeyen karakterler onun yerine güç, disiplin, şiddet, baskı ve mesafe koyarlar. İşte bu kadın karakterleri çizerken yazar bence buna dikkat ediyor.


Erkek karakterlerde de farklı bir konumdan bakma durumu var: Melek'in babası etkisiz, güçsüz bir karakter, müdahil olma konusunda yetersiz. Bu da onu iyi yapamıyor, çünkü çocuğunu seven bir baba olsa da yaşadığı olumsuz hiçbir şeyden evladını koruyamıyor.

Seray Şahiner dili kendine özgüdür, onu seven çok, bunu iyi biliyorum, ama sevmeyenler de illaki olacaktır. Bizim insanımızda argo ve küfür reel hayatta sanki hiç yokmuş gibi bunları edebiyatta görünce deliriveren bir kesim var, onlar bence Seray Şahiner edebiyatını sevmez. İronik iç ses, mahalle ağzı, yöresel söyleyişleri ben sevdim. Çocuk anlatıcı olayı da büyük bir risk ama üstesinden bence gelmiş, daha ne olsun. Bir büyük gibi bakmayan çocukların ağzından olgun birinin kitap yazabilmesi bence olağanüstü bir risk evet ama üstesinden gelirsen de büyük bir başarı. 


Kitap,  1970 ile 1990 arası dönemi anlatıyor, İstanbul adeta kitapta bir karakter gibi. Darbe, yoksulluk, Alevilik, göç, kentsel dönüşüm, erkek şiddeti, çocuk emeği ve kadınların görünmez mücadelesi aynı hayatın parçaları olarak veriliyor. Eksikleri bence var ama güçlü olduğu alanlar (özellikle anlatıcı, psikoloji ve dil) bu eksikleri büyük ölçüde kapatıyor.

Kitaba puanım 7.

Yorumlar

  1. Emre bey, gene çok güzel bir yorum ve analiz yapmışsınız. Okurken çok keyif aldığım bir kitap Vatan, Millet, Samatya. Kitabın anlatıldığı tarihleri İstanbul'da yaşamış birisi olarak her ne kadar boğazda ve bir apartmanda büyümüş olsam da. Her semtinde mahalle kültürünün yaşandığı yıllardı, o yıllar. Aynı mahalleden olmak, herkesin birbirini tanıması, bilmesi, olayların topluca yaşanması, göç edenlerle daha önce göçmüş olanlar arasındaki çatışmalar ve eğitim, kültür seviyesi ne olursa olsun toplumda kadının değişmeyen yeri ve çaresizlikleri tüm bunların arasında ki sıkışmış çocukluk , kitapta hepsini bir arada bulmak beni zamanda yolculuğa çıkardı. Analiziniz ise farkındalığımı bir kat daha arttırdı. Emeğinize sağlık.

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Beyhan Budak - Hayat Acemileri İçin Yaşam Rehberi İncelemem

​ Beyhan Budak, kesinlikle ülkemiz çağdaş psikoloji alanının en çok duyduğu isimlerden birisi. Onu sadece sosyal medyada popüler videolar üreten bir isim olarak değerlendirmek yanlış olur. O herkesin bu kategoriyi anlaması aşamasında çok özel bir dil kullanıyor. Çünkü Budak’ın kurduğu dil, akademik psikolojinin klinik tonuyla gündelik hayatın kırılgan gerçekliği arasında bir köprü kuruyor. Özellikle günümüz insanının “iyi görünürken içten içe tükenme” hâlini anlatmadaki başarısı, onu klasik kişisel gelişim yazarlarından ayırıyor. O nedenle ben kişisel gelişim-psikoloji yazarı olarak kendimce onu tanımlıyorum.  Şimdi incelemesini yaptığım Hayat Acemileri İçin Yaşam Rehberi kitabı da tam olarak bu bahsettiğim dili kullanarak, psikolojik dayanıklılık, sınır koyma, bastırılmış duygular, geçmişe saplanıp kalma, duygusal hassasiyet ve insanın kendisiyle kurduğu problemli ilişki üzerine düşünürken; bunu akademik bir dil ile değil, gündelik hayatın içinden örneklerle yapıyor. Bu da ilk baş...

Hakan Günday - Az İncelemem

​ Hakan Günday, her ne kadar kendisi bu kategori yazarı olduğunu kabul etmese de yeraltı edebiyatının ülkemizdeki en önemli figürlerinden biridir. Hakan Günday edebiyatı denildiğinde genellikle aklımıza sert, şiddetli ve karanlık bir anlatım gelir. Ancak bu kitapta, okuru şaşırtacak ölçüde bir yumuşaklık ve romantik tınılar vardır. Kitap, yazarın henüz 24 yaşındayken kaleme aldığı, kültleşmiş eseri Kinyas ve Kayra ile genel şablon itibarıyla benzerlik gösterir: Yine iki ana karakter, iki ayrı hayat… Derda ve Derdâ. Bu karakterlere ilişkin bir değerlendirme yapıldığında, genellikle yaşanan olayların ilerleyen süreçte travmatik bir altyapı oluşturmasına alışkınız. Oysa bu romandaki karakterlerin kurucu belleklerinde dahi olumsuz duygular zaten mevcuttur; • Derdâ’nın cinsel şiddet sonrası bedenini metalaştırması, travmanın dışsallaştırılmasıdır. • Derda’nın annesinin cesedini parçalaması ise travmanın içselleştirilmiş ve somutlaştırılmış hâlidir. Her iki karakter de “ölümle” büyür...

Alex Schulman - Malma İstasyonu İncelemem

Alex Schulman şu an günümüz İsveç Edebiyatının en önemli 5 isminden birisi. Sadece yazar değil, gazeteci, blog yazarı ve televizyon ve radyo programcısı da aynı zamanda. Hatta kendi ülkesinde podcast dünyasında en tanınan isim. Babası TV yapımcısı ve gazeteci, annesi ise TV sunucusudur. Kariyerine film eleştirmeni olarak giriş yapmıştır. Daha sonra çevirmenlik ve köşe yazarlığı da yapmıştır. İsveç'in en önemli mizah sitesinin sahibidir. Podcastleri, İsveç Podcast Radyo Ödülleri En İyi Orijinal Kanal ve En İyi İsveç Kanalı ödüllerini kazanmıştır. 4 otobiyografik kitap yazmış ve hepsi de İsveç'te çok satanlar arasına girmiştir. 2020'de yayınlanan ilk romanı Hayatta Kalanlar ile Schulman, uluslararası ilk büyük çıkışını yapmıştır. Yayın hakları otuz üç ülkeye satılan ve dünya çapında büyük beğeni toplayan Hayatta Kalanlar, Alex Schulman'ı küresel sahnede dikkate alınması gereken bir edebi güç olarak konumlandırmıştır. Şu an incelemesini yaptığım kitabı ise şimdilik son kit...